İnsanın da bir güzü, bir de baharı vardır

(Dünden devam)

Ve keza, bu âlemde tasarruf eden Sâniin öyle bir Kitab-ı Mübini vardır ki, ne küçük ve ne büyük, o kitapta yazılıp hıfzedilmemiş hiçbir şey yoktur. O kitabın maddelerinden âlemde görünen yalnız nizam ve mizan maddelerine bak:

Evet, görüyoruz ki, herhangi muvazzaf bulunan bir şey, vazifesinden terhis edilmekle, daire-i vücuddan çıkarsa, Fâtır-ı Hakîm, onun çok suretlerini levh-i mahfuzlarda tesbit eder ve tarih-i hayatını tohumunda ve neticesinde nakşeder ve pek çok gaybî âyinelerde ibka eder. Meselâ, bir şecere meyvesiyle hamile olduğu gibi, tohumu da meyve ile hamiledir. Demek, ağacın bünyesinde semeresi mevcut olduğu gibi, tohumunda da semere mevcuttur. Ve keza, vücuddan çıkmış pek çok şeyler, insanın kuvve-i hafızasında mevcut kalır.

İşte bu misallerden, hıfz ve hafîziyet kanunu ne derece ihatalı olduğu anlaşıldı.

Evet, bu mevcudatın Sahibi, pek büyük bir ihtimamla, mülkünde cereyan eden her şeyi taht-ı hıfz ve muhafazasına almıştır; ve hâkimiyetinin muhafazası için sonsuz bir dikkati vardır ve rububiyetinde tam bir intizam ve saltanat vardır ki, edna bir hâdiseyi, âdi bir hizmeti yazar ve yazdırır. İşte bu derece ihatalı, ihtimamlı bir hıfz kanunu, elbette âlem-i ahirette yapılacak bir divan-ı muhasebata bakar. Şu muhafaza kanunu, bütün eşyada cârî olduğu gibi, mahlûkatın en eşrefi olan insana da şamildir. ünkü insan Cenab-ı Hakkın rububiyetine ait şuunat ve ahvaline şahittir ve mahlûkatın cemaatleri içinde Allah'ın birliğine dellâldır ve mevcudatın tesbihatına müşahit ve hilâfet-i kübra ile tekrim ve teşrif edilmiştir. İnsan, bu keramete, bu şerefe nâil olduğu halde, kendisini başıboş ve gayr-i mes'ul zannetmesin. Onun da divan-ı muhasebatta pek karışık hesapları vardır; ondan kurtulduktan sonra müstahak olduğu yere gidecektir.

Evet, kudret-i ezeliyeye nisbetle, ölümden sonra haşrin gelmesi, güzden sonra baharın gelmesi gibidir. Evet, nebatat gibi, insanın da bir güzü, bir de baharı vardır. Evet, geçmiş zamanda vukua gelmiş olan mu'cizat-ı kudret, Sâniin bütün imkânat-ı istikbaliyeye kadir olduğuna kat'î şahit ve bürhanlardır.