Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku

OTUZ BİRİNCİ PENCERE

"Muhakkak ki Biz insanı en güzel bir şekilde yarattık." (Tîn Suresi: 4.)

"Kesin olarak iman edenler için yeryüzünde nice deliller vardır. • Kendi nefislerinizde de böyle deliller vardır. Hâlâ görmez misiniz" (Zariyat Suresi: 20-21.)

Şu pencere insan penceresidir ve enfüsîdir. Ve enfüsî cihetinde şu pencerenin tafsilâtını binler muhakkikîn-i evliyanın mufassal kitaplarına havale ederek, yalnız feyz-i Kur'ân'dan aldığımız birkaç esasa işaret ederiz. Şöyle ki:

On Birinci Söz'de beyan edildiği gibi, "İnsan öyle bir nüsha-i câmiadır ki, Cenab-ı Hak bütün esmasını insanın nefsi ile insana ihsas ediyor." Tafsilâtını başka Sözlere havale edip yalnız üç noktayı göstereceğiz:

Birinci Nokta: İnsan üç cihetle esma-i İlâhiyeye bir âyinedir.

Birinci vecih: Gecede zulümat, nasıl nuru gösterir; öyle de, insan zaaf ve acziyle, fakr ve hâcâtıyla, naks ve kusuruyla bir Kadîr-i Zülcelâl'in kudretini, kuvvetini, gınâsını, rahmetini bildiriyor ve hakeza, pek çok evsaf-ı İlâhiyeye bu suretle âyinedarlık ediyor. Hatta hadsiz aczinde ve nihayetsiz zaafında, hadsiz a'dâsına karşı bir nokta-i istinad aramakla, vicdan, daima Vacibü'l-Vücud'a bakar. Hem nihayetsiz fakrında, nihayetsiz hâcâtı içinde, nihayetsiz maksatlara karşı bir nokta-i istimdad aramaya mecbur olduğundan, vicdan, daima o noktadan bir Ganiyy-i Rahîm'in dergâhına dayanır, dua ile el açar. Demek, her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdad cihetinde iki küçük pencere Kadîr-i Rahîm'in bârgâh-ı rahmetine açılır; her vakit onunla bakabilir.

İkinci vecih âyinedarlık ise: İnsana verilen numuneler nev'inden cüz'î ilim, kudret, basar, sem', mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz'iyat ile, Kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem'ine, hâkimiyet-i rububiyetine âyinedarlık eder; onları anlar, bildirir. Meselâ, ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idare ediyorum; öyle de, şu koca kâinat sarayının bir ustası var, o usta onu bilir, görür, yapar, idare eder ve hakeza...

Üçüncü vecih âyinedarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esma-i İlâhiyeye âyinedarlık eder. Otuz İkinci Söz'ün Üçüncü Mevkıfının başında bir nebze izah edilen, insanın mahiyet-i câmiasında nakışları zâhir olan yetmişten ziyade esma vardır. Meselâ, yaratılışından Sâni, Hâlık ismini ve hüsn-ü takviminden Rahman ve Rahîm isimlerini ve hüsn-ü terbiyesinden Kerîm, Latîf isimlerini ve hakeza, bütün a'zâ ve âlâtı ile, cihazat ve cevârihi ile, letaif ve maneviyatı ile, havâs ve hissiyatı ile ayrı ayrı esmanın ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek, nasıl esmada bir İsm-i A'zam var; öyle de, o esmanın nukuşunda dahi bir nakş-ı a'zam var ki, o da insandır.