Bütün fünun, şu kitab-ı kâinatı mütalâa ediyor

(Dünden devam)

Aynen öyle de, "Ve lillâhi'l-meselü'l-a'lâ" [En yüce sıfatlar Allah'a mahsustur. (Nahl Suresi: 60)] ezel ebed sultanı olan Sâni-i Zülcelâl, nihayetsiz kemâlâtını ve nihayetsiz cemalini görmek ve göstermek istemiştir ki, şu âlem sarayını öyle bir tarzda yapmıştır ki, her bir mevcut pek çok dillerle Onun kemâlâtını zikreder, pek çok işaretlerle cemalini gösterir. Esma-i Hüsnasının her bir isminde ne kadar gizli manevî defineler ve her bir ünvan-ı mukaddesesinde ne kadar mahfî letaif bulunduğunu, şu kâinat bütün mevcudatıyla gösterir. Ve öyle bir tarzda gösterir ki, bütün fünun, bütün desâtiriyle, şu kitab-ı kâinatı zaman-ı Âdem'den beri mütalâa ediyor. Hâlbuki o kitap esma ve kemâlât-ı İlâhiyeye dair ifade ettiği manaların ve gösterdiği ayetlerin öşr-i mişarını daha okuyamamış.

İşte şöyle bir saray-ı âlemi, kendi kemâlât ve cemal-i manevîsini görmek ve göstermek için bir meşher hükmünde açan Celîl-i Zülcemal, Cemîl-i Zülcelâl, Sâni-i Zülkemâl'in hikmeti iktiza ediyor ki, şu âlem-i arzdaki zîşuurlara nisbeten abes ve faydasız olmamak için o sarayın ayetlerinin manasını birisine bildirsin. O saraydaki acâibin menbalarını ve netâicinin mahzenleri olan avâlim-i ulviyede birisini gezdirsin ve bütün onların fevkine çıkarsın ve kurb-u huzuruna müşerref etsin ve ahiret âlemlerinde gezdirsin. Umum ibadına bir muallim ve saltanat-ı rububiyetine bir dellâl ve marziyat-ı İlâhiyesine bir mübelliğ ve saray-ı âlemindeki âyât-ı tekvîniyesine bir müfessir gibi, çok vazifeler ile tavzif etsin. Mu'cizat nişanlarıyla imtiyazını göstersin. Kur'ân gibi bir ferman ile, o şahsı, Zat-ı Zülcelâl'in has ve sâdık bir tercümanı olduğunu bildirsin.

İşte Mi'racın pek çok hikmetlerinden, şu temsil dürbünüyle, bir ikisini numune olarak gösterdik; sairlerini kıyas edebilirsin.

Sözler, 31. Söz, s. 648

LUGATE:

âlem-i arz: dünya, yeryüzü âlemi.

avâlim-i ulviye: yüksek, yüce âlemler, dünyalar.

âyât-ı tekvîniye: Allah'ın varlığını, birliğini gösteren ve

delil olan varlıklar.