BİRİNCİ NOKTA
İman-ı billâh, kendi hüccetleriyle hem sair rükünlerini, hem iman-ı bi'l-ahireti ispat eder ki, Meyve Risalesi'nin Yedinci Meselesinde güzelce göstermiş.
Evet, bu hadsiz kâinatı bir saray, bir şehir, bir memleket gibi bütün levazımı ile idare eden ve mizan ve intizam dairesinde çeviren ve hikmetlerle değiştiren ve zerratı ve seyyaratı ve sinekleri ve yıldızları birer muntazam ordu gibi beraber teçhiz ve idare eden ve emir ve iradesi dairesinde mütemadiyen bir ulvî manevra içinde talim ve tavzifatla faaliyete ve seyr ve cevelâna ve ubudiyetkârâne bir resm-i küşada ve seyahate getiren ezelî ve bâkî bir saltanat-ı rububiyet ve ebedî ve daimî bir hâkimiyet-i ulûhiyet, hiç mümkün müdür ve hiç akıl kabul eder mi ve hiçbir ihtimal var mı ki, o ebedî ve sermedî ve bâkî ve daimî saltanatın, bâkî bir makarrı ve daimî bir medarı ve sermedî bir mazharı olan dâr-ı ahiret olmasın Bin defa hâşâ.
Demek, Cenab-ı Hakkın saltanat-ı rububiyeti ve Yedinci Meselede beyan edildiği gibi, ekser isimleri ve vücub-u vücudunun hüccetleri, ahirete şehadet ederler ve isterler. Ve bu kutb-u imânî, ne kadar kuvvetli bir nokta-i istinadı var; gör, bil, görür gibi inan.
Hem nasıl iman-ı billâh ahiretsiz olmaz; öyle de, Onuncu Söz'de kısa işaretlerle beyan edildiği gibi, hiçbir cihette mümkün müdür ve hiç akıl kabul eder mi ki, ulûhiyet ve ma'budiyetin tezahürü için bu kâinatı, öyle bir mücessem kitab-ı Samedânî ki, her sahifesi bir kitap kadar ve her satırı bir sahife kadar manaları ifade eder ve öyle cismanî bir Kur'ân-ı Sübhanî ki, her bir ayet-i tekviniyesi ve her bir kelimesi, hatta her bir noktası, her bir harfi birer mu'cize hükmündedir ve öyle muhteşem ve içi hadsiz âyâtla ve manidar nakışlarla tezyin edilmiş bir mescid-i Rahmanîdir ki, her bir köşesinde bir taife bir nevi ibadet-i fıtriye ile iştigal eder bir şekilde halk eden bir Allah, bir Ma'bud-u Bilhak, o kitab-ı kebîrin manalarını ders verecek üstadları ve o Kur'ân-ı Samedânînin ayetlerini tefsir edecek müfessirleri elçi olarak göndermesin ve o mescid-i ekberde hadsiz tarzlarda ibadet edenlere imamları tayin etmesin ve o üstadlara ve müfessirlere ve imamlara fermanları vermesin Hâşâ, yüz bin hâşâ!

18