Şu ahir zamanın dağlarvâri hadisatı içerisinde günahlar, küfür, sefahat ve dalâlet de dağlar büyüklüğündedir...
Bu kadar tehlikeli ve büyük hücumlar karşısında, elhamdülillah, asrın bedîi, şifâcısı ve mürşidi Bediüzzaman Said Nursî tarafından; ilâçlar, devalar ve çareler hükmünde olan muhteşem Kur'ân tefsiri Risale-i Nur eserleri telif edilmiş, muhtaç insanlığa sunulmuştur...
İnsanlık, madde bataklığında ve küfrün karanlıklarında çırpınırken; Risalei Nurlar doğrudan gönüllere, kalplere ve ruhlara hitap ederek, edviyelerini sunar, ikram eder ve derman olmaya çalışır...
Beşerin en çok acı çektiği sahalar; akıl, kalp ve ruh dairelerindeki yaralar ve günahların doğurduğu buhrânlardır.
İşte bu yaralı hâllere Risale-i Nurlar derman olur, tedavi eder. ünkü bu iman hakikatlerinin tesiri, gönül tesiridir...
Madde ve fizik tesirleri bu sahalarda hüküm geçiremez. Zira gönül harflerle değil, kelimelerle ve cümlelerle değil; imanın tesbihleri ve lezzetleriyle konuşur ve herkese hitap eder. Az yaralı- çok yaralı ayırt etmez; çok ihtiyaçlıaz ihtiyaçlı diye tefrik yapmaz. Bu yönüyle gönül, imanlı libasıyla herkesle konuşur; ilâç olur, deva olur, çare olur...
Akıl ve mantıkla birlikte hisler ve duygular da gönlün tasarrufu altındadır; onunla beraber hareket eder ve onun diliyle konuşur. Kalbin ve ruhun en temel gıdası da yine bu yolla onlara takdim edilir...

5