Tatlı, neşeli ve faideli bir içtimaî mesele: Okulların açılması ve eğitim ve öğretime başlanılması.
İnsan hayatının neredeyse üçte biri, okullarda devam eden eğitim ve öğretimle geçiyor.
Zamanında pek kıymeti bilinmeyen, fakat daha sonra kıymeti anlaşılan, ah u vah dedirten bir gerçektir okul hayatı.
Ne olursa olsun, kim olursa olsun, herkesin merak ettiği ve gitmeyi istediği, genellikle de çoğunluğun gittiği eğitim, öğretim, ilim ve irfan yuvalarıdır okullarımız.
Eski zamanlarda, okullarda ilim adına ne varsa öğretilir diye bilinirdi ve öyleydi de. İlim öğretilen, ilim ve irfan verilen, tedrisat yapılan mekânlardı okullar.
Şimdi farklı mı diyeceğiz Evet, çok farklı. Sadece ilim değil, her şeyin öğrenildiği mekânlara dönüşmüş okullar.
Eğer okula giden evlatlarımıza aileler, anne-baba, kardeşler, akrabalar ve dostlar sahip çıkmaz, sadece okuldaki eğitimcilerden bir şeyler beklerlerse, eğitimde büyük bir eksiklik ve noksanlık olur.
Okula giden çocuklarımıza her konuda yardımcı ve rehber olabilmeliyiz.
Veliler, eğitimciler, çevre ve okul imkânları birbirini tamamlayıcı olmalıdır ki mükemmel bir eğitim ve öğretim sağlanabilsin.
Tek taraflı olarak velilerin, "Nasıl olsa okulda alâkadar olurlar." demeleri yanlış olduğu gibi, okullardaki eğitimcilerin de "Nasıl olsa evde ve çevrede de alâkadar olunur." demeleri yanlıştır, eksiktir ve noksandır.

2