Hizmetkârlar ve hademeler

Bizler, Risale-i Nurları okuyarak, anlayarak Kur'ân'ın istediği ve emrettiği şekilde iman, Kur'ân ve İslâmiyetin neşrinde ve ilânında hizmetkâr olmayı arzu eden, kabul eden ve bu yolda bulunanlar olarak; büyük bir mesuliyeti omuzlarımıza yüklenmiş bulunuyoruz.

Bu azîm ve kudsî hizmet, daima yanında, yerinde ve hedefinde Allah'ın avn ü inayetini ister, arzular ve bekler.

İnayet eğer gelirse, geliyorsa; mahviyet başlar. Başlar öne eğilir ve devamı beklenir. Hamd edilir, şükredilir.

Yardımlar müjdelerle gelir. Müjdeler gelmişse, alınmışsa, okunmuşsa; en birinci yapılacak vazife, yerine getirilecek hizmete makes olmak, âyine olabilmek olmalıdır.

Mahviyet ve masumiyet perdeleri bunlardan sonra açılır. Alabildiğine sonsuz ve ebedî rahîmiyet ve rahmâniyet levhalarına.

Şefkat ve merhametin hâkim olacağı ve hüküm süreceği bir iman, Kur'ân ve İslâmiyet hizmeti ise; kalbini, ruhunu, aklını ve bağrını olabildiğince bu hizmetin emrine vermekle, açmakla, sunmakla devam eder gider.

Tevazu tek başına iman, Kur'ân ve İslâmiyet hizmetini kucaklayabilir, sarıp sarmalayabilir. Yeter ki boyunlar bükülerek, acıyan, merhamet eden ve kucaklayan Rabbimizin kapısı çalınabilsin.