İnsanın hayatı boyunca öğrenmesi ve yapması gereken işler ve kalıcı bilgiler vardır; korumak ve devam ettirmek adına diyelim.
"Nurcuyum" diyenlerin de hayat okulu içerisinde Risale-i Nurlarla iman davası gütmesinin ve bunu takip etmesinin, kısaca, iki yolu vardır.
Birinci yol; hem iman hakikatlerini hem de içtimaî konuları öğreten Lahika mektuplarını okumak ve öğrenmektir.
İkinci yol ise; hem iman hakikatlerini hem de içtimaî Lahika mektuplarını dikkatli bir şekilde tetkik ederek, ince ince ve yerli yerinde düşünerek, devamlı ve anlamlı bir şekilde okumak, okumak, okumaktır...
Genel itibariyle Nurculuk meydanında solunan havaya ve verilen karbondioksite bakarsak; "çok mu çok oksijen aldım, oldum" deyip yan gelip yatanlar var, "öğrendim, bu bu kadar" deyip ukalâlananlar var, "ne oldum" belasına düşenler var; var oğlu varlar.
Yalnız bu birinci grupta, "Bu hakikatleri tekrar tekrar okuyayım, her okuduğumda başka yeni bir mana var, buna devam etmeliyim" diyenler maalesef nadir elmaslar gibi çok ama çok azdır.
İkinci grup diyebileceğimiz, "akıl oldum" sendromunda olup hayatında Lahika'yı belki de bir defa okumuş olan; çok bilmişlik taslayan, gaflet ve tembellik döşeğinde fetva veren, her geleni ve her konuşanı anlayabildiğini zanneden aldanmışlar da vardır.
Sonra bu iki grupta da çok daha aşikâr olan şudur ki: Asrın sahibi Bediüzzaman Said Nursî'nin dizinin dibinde oturup bizzat sorular sorup cevaplar dinleyebilme ikram ve ihsanı hükmünde olan Lahika mektuplarına bigâne kalma bahtsızlığıdır. Bu hâle düşenlerin adları hangi büyük Nurcu olursa olsun, kendilerine de kendilerini dinlettirdiklerine de yazık etmekte, hatta zarar vermektedirler.

3