Platonik aşkın sonu

Avrupa'nın kendi savunmasından aciz halde iken Türkiye'yi tehdit olarak görmesi, stratejik çaresizliğin mi yoksa oryantalist önyargının mı ürünüdür?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, jeopolitik gerçeklerin değiştiğini, Avrupa'nın artık Türkiye'nin lojistik, enerji ve güvenlik kapasitesine muhtaç olduğunu iddia ediyor. Yazar bunu, Brüksel'in eski dönemin platonik ilişkisine uyum sağlayamayıp Türkiye'yi tehdit kategorisine almasıyla açıklıyor. Fakat Avrupa'nın bu tavrı gerçekten stratejik çaresizliğin sonucu mu, yoksa daha derin güvensizliklerin yansıması mı?

Kuzeyde Ukrayna-Rusya savaşının oluşturduğu yıkım, güneyde ve doğuda ise İran ile ABD/İsrail ekseni arasında patlak veren savaş, dünyanın jeopolitik faylarını yerinden oynattı. Soğuk Savaş'ın ardından ABD'nin güvenlik şemsiyesi ve Rusya'nın ucuz enerjisiyle konforlu bir "refah imparatorluğu" kuran Avrupa, şimdi o illüzyonun çöküşünü titreyerek izliyor. Özellikle ABD siyasetindeki radikal değişimler ve NATO'nun geleceğine dair belirsizlikler, kıtayı kendi güvenliğini sağlama konusunda derin bir paniğe sürüklemiş durumda.

Avrupa, on yıllardır "demokrasi ve insan hakları" ambalajıyla pazarladığı o normatif üstünlüğünün, sahada patlayan bombalar ve değişen sınırlar karşısında hiçbir işe yaramadığını acı bir şekilde tecrübe ediyor. Kendi sınırlarını korumaktan aciz, savunma sanayisi hantal ve vizyonu felç olmuş bir yapının; bugün yerli savunma konsepti, İHA'ları, SİHA'ları ve muazzam operasyonel aklıyla sahada denklem değiştiren bir Türkiye'ye burun kıvırması ancak köhne bir oryantalizmin eseri olabilir.

Mesele sadece askeri güvenlik de değil. Çin ile sertleşen rekabet, Hürmüz ve Kızıldeniz'de tıkanan lojistik damarlar, Avrupa'yı ekonomik bir nefes darlığına itiyor. Bugün Avrupa'nın sanayi çarklarını maliyet avantajıyla döndürebilmesi için Asya'yı Avrupa'ya bağlayan güvenli ticaret yollarına ihtiyacı var. Zengezur'dan Kalkınma Yolu'na, Orta Koridor'dan Hazar havzasına kadar uzanan ve Türkiye'nin "merkez ülke" vizyonuyla şekillenen bu yeni şah damarları olmadan Avrupa'nın ayakta kalması neredeyse imkânsızdır. Brüksel bürokrasisi, jeopolitik miyopluğu içinde aslında kendi şah damarını kestiğinin farkında değil. Çünkü yeni dünyada Türkiye'nin Avrupa pazarına duyduğu ihtiyaçtan çok daha fazlası, Avrupa'nın Türkiye'nin lojistik, enerji ve güvenlik şemsiyesine duyduğu mecburiyettir.