Yetenek kıtlığı mı perspektif kıtlığı mı

Şirketlerde başarıyı etkileyen üç farklı sermaye türünden bahsedilebilir:

Finansal sermaye: para, kredi olanakları ve varlıklar.İnsan ve yetenek sermayesi: bilgi, beceri, deneyim ve inovasyon kapasitesi.Organizasyonel sermaye: sistemler, süreçler, kurum kültürü ve koordinasyon becerisi.

Şirketler bu üç unsurun birleşiminden güç alırlar. Bunlardan birinin çok güçlü olması, diğerlerinin zayıflığını bir noktaya kadar telafi edebilir; ancak uzun vadede sürdürülebilir başarı için üçünün de belirli bir seviyede olması gerekir.

Doğru yeteneklere ulaşmaya çalışan şirketlerin çoğu yıllardır benzer cümleleri kuruyor: "Piyasada doğru yetenek yok" veya "İhtiyacımız olan nitelikli işgücünü bir türlü bulamıyoruz."

McKinsey araştırmalarına göre şirketlerin büyük çoğunluğu mevcut veya gelecekte ortaya çıkacak yetkinlik açıklarıyla karşı karşıya olduklarını düşünüyor. Araştırmalardan birinde katılımcıların yüzde 87'si bugün veya önümüzdeki yıllarda beceri açığı yaşayacağını ifade ediyor.

Aranan yetenekler yok mu bulunamıyor mu

Eskiden şirketler ihtiyaç duydukları yetkinlikleri çalışan istihdam ederek çözüyordu.

Bugün ise aynı ihtiyaç; çalışan, dış uzman, proje bazlı ekip, platform çalışanı, yapay zekâ aracı veya bunların kombinasyonuyla karşılanabiliyor.

Dolayısıyla birçok şirketin yaşadığı sorun, gerçekten "yetenek yokluğu" değil; yeteneği arama biçiminin eski olması olabilir.

Ancak bu görüşü biraz dengeli değerlendirmek gerekir.

Bazı alanlarda gerçekten nitelikli insan açığı vardır.

Özellikle ileri mühendislik, derin teknik uzmanlık, veri bilimi, üst düzey satış ve deneyimli yöneticilik gibi alanlarda arz-talep dengesizliği sürüyor.

Ayrıca her iş dış kaynakla çözülemez. Şirket kültürü, stratejik bilgi birikimi, güven ilişkileri ve uzun vadeli koordinasyon gerektiren alanlarda çekirdek kadro hâlâ kritik önemdedir.

Bu sebeple "çalışan modeli tamamen bitti" demek yerine "işgücü mimarisinin" çeşitlendiğini kabul etmeliyiz.

Dağıtılmış ve platformlar üzerinden ulaşılabilecek kapasiteyi fark edemeyen dikkate dair bir körlük olduğu da bir gerçeklik. Küresel serbest çalışan ekonomisinin patlamasını, platform sayısının geometrik artışını, yapay zekâ ajanlarının iş akışlarına sızmasını hepimiz görüyoruz. Bu ortamda, çoğu kurumun zihinsel modelinin 2000'lerin başında takılı kaldığını fark edemiyoruz (1).

Her işletme kendi koşullarını değerlendirerek şu soruya cevap aramalıdır: Sorun gerçekten yetenek kıtlığı mı, yoksa perspektif kıtlığı mı

İşgücü yönetiminde yeni yaklaşımlar

Günümüzde bilinçli işletmeler "Kaç kişi çalıştırıyoruz" sorusuna değil, "Hangi durumda, ne kadar süreyle, hangi kabiliyet karışımına erişebiliyoruz" sorusuna cevap arıyorlar.

Bugün işgücü piyasası şu ağlardan oluşuyor:

Tam zamanlı çalışanlar ve çekirdek ekip.Bağımsız profesyonel ve yetenek platformları.Teknoloji çözüm ortakları.Yapay zekâ destek sistemleri.Dijital ikizler ve kurumsal bilgi sistemleri.

Yöneticiler, ihtiyaç duydukları yetkinlikleri bu kaynaklar arasında doğru dengeyi kurarak sağlayabildikleri ölçüde başarılı oluyorlar. Bu yaklaşım "her işi dış kaynaklara verelim" anlamına gelmiyor. Asıl mesele çalışan sayısı değil, farklı kapasite kaynaklarının etkili biçimde eşgüdümüdür (1).

Bu yaklaşım, "yetenek sahibi olma" fikrinden, "yeteneğe ihtiyaç duyduğunda, doğru kombinasyonla ve ihtiyaç duyulan kadar süreyle erişebilme ve birlikte çalışma" anlayışına geçişi ifade ediyor.

IBM'in küresel müşteri deneyimi araştırmaları, müşteri etkileşimlerinde yapay zekâ kullanımının hızla arttığını gösteriyor. Benzer şekilde birçok şirket, yapay zekâyı çalışanların yerine geçen bir unsur olarak değil, onların kapasitesini artıran bir destek sistemi olarak konumlandırıyor.

Yeni nesil uygulamalar, uzmanların bilgi birikimi ve karar kalıplarını yapay zekâ sistemlerine aktararak dijital ikizler oluşturmaya çalışıyor. Teknoloji henüz gelişimini sürdürse de bu yaklaşım, kurumsal hafızanın korunması ve uzman bilgisinin ölçeklenmesi açısından dikkat çekici fırsatlar sunuyor.