Bir şirket yalnızca mal ve hizmet mi üretmelidir Yoksa toplumun siyasal, sosyal ve çevresel tartışmalarında da taraf olup görüş açıklamalı mıdır Son yıllarda iş dünyasında giderek daha fazla tartışılan kurumsal aktivizm kavramı, tam da bu sorular etrafında şekillenmektedir.
En genel tanımıyla kurumsal aktivizm; bir işletmenin yalnızca ekonomik faaliyetleriyle yetinmeyip toplumda tartışmalı sosyal, çevresel, siyasal veya etik konularda açık biçimde taraf olması, görüş açıklaması ve bu doğrultuda somut eylemlerde bulunmasıdır (1).
Bu tür girişimlerde işletmeler, aldıkları kararların markalarını, itibarlarını, rekabet güçlerini ve finansal performanslarını etkileyebileceğinin farkındadır. Hatta çoğu zaman bu etkiyi oluşturmayı da amaçlarlar. Örneğin bir şirket Filistin lehine, bir başka şirket ise ABD lehine açıklamalar yapabilir; her iki durumda da işletme ekonomik faaliyetlerinin ötesine geçerek toplumsal bir konuda kamusal tutum almaktadır.
Kurumsal aktivizm, toplumsal etkileri olan bir faaliyet olduğu için çoğu zaman sosyal sorumluluk kavramıyla karıştırılmaktadır. Oysa iki kavram arasında önemli benzerlikler kadar belirgin farklılıklar da vardır.
Sosyal sorumluluk; bir işletmenin ekonomik ve hukuki yükümlülüklerinin ötesinde, faaliyetlerinden etkilenen paydaşların, toplumun ve çevrenin refahına gönüllü olarak katkıda bulunmayı amaçlayan ilke, politika ve uygulamalar bütünüdür. Temel amacı, işletme faaliyetlerini etik değerlere ve sürdürülebilir kalkınma anlayışına uygun biçimde yürütürken toplumsal fayda üretmektir.
Bu çerçevede deprem bölgesine okul yaptırmak, öğrencilere burs vermek veya çevre temizliği kampanyaları düzenlemek sosyal sorumluluk kapsamındadır. Buna karşılık iklim politikaları, göç, savaş, cinsiyet, ifade özgürlüğü veya siyasi düzenlemeler gibi toplumun farklı kesimlerinin uzlaşamadığı konularda açık tutum almak kurumsal aktivizm olarak değerlendirilmektedir.
Her iki yaklaşım da topluma katkı sağlamayı, işletmenin yalnızca kâr odaklı olmadığını göstermeyi ve paydaş beklentilerine cevap vermeyi amaçlar. Ancak aralarında önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Sosyal sorumluluk toplumun geniş kesimlerince kabul gören ihtiyaçlara yönelirken, kurumsal aktivizm çoğu zaman toplumun üzerinde uzlaşamadığı konulara odaklanır. Sosyal sorumlulukta yardım etme yaklaşımı hâkimken, kurumsal aktivizmde taraf olma ve belirli bir değeri savunma ön plana çıkar. Bu sebeple sosyal sorumluluk faaliyetleri görece düşük risk taşırken, kurumsal aktivizm işletmeler açısından önemli itibari, ticari ve hukuki riskler doğurabilir.
Kurumsal aktivizm ne değildir
Kurumsal aktivizmin sınırlarını doğru çizebilmek için ne olmadığını da belirtmek gerekir.
Sosyal sorumluluk projeleri kurumsal aktivizm değildir.
Her CEO'nun yaptığı toplumsal içerikli açıklama da kurumsal aktivizm sayılmaz.
Aynı şekilde şirketlerin her tartışmalı konuda açıklama yapmamaları sorumsuzluk olarak değerlendirilemez.
Bir işletmenin toplumsal fayda üretmesi ile toplumun kutuplaştığı konularda taraf olması farklı yönetim tercihleridir.
İşletmeler açısından fırsatlar ve riskler
Kurumsal aktivizm doğru yönetildiğinde işletmelere önemli avantajlar sağlayabilir. Benzer ürünler arasında değer temelli farklılaşma oluşturarak marka algısını güçlendirebilir. Savunulan değerlerle örtüşen çalışan ve müşteri gruplarında bağlılığı artırabilir. Samimi ve tutarlı biçimde sürdürülen uygulamalar ise uzun vadede kurumsal güvenilirliği destekleyebilir.
Ancak madalyonun diğer yüzü de vardır.
Yanlış seçilmiş bir aktivizm stratejisi, işletmenin benzerleri arasında bu kez olumsuz yönde ayrışmasına yol açabilir. Savunulan değerlerin çalışanların veya müşterilerin önemli bir bölümüyle örtüşmemesi hâlinde çalışan bağlılığı zayıflayabilir, müşteri kayıpları yaşanabilir ve kuruma duyulan güven azalabilir. Bu süreç boykotlara, satış düşüşlerine, sosyal medya krizlerine, politik baskılara, çalışanlar arasında kutuplaşmaya ve tedarik zinciri sorunlarına kadar uzanabilir.
Toplum açısından etkileri
Kurumsal aktivizm yalnızca işletmeleri değil toplumu da etkiler.
Olumlu yönüyle bazı sosyal sorunların görünür olmasını sağlayabilir, çevresel duyarlılığı artırabilir, insan hakları konusunda farkındalık oluşturabilir ve kamu politikalarının gelişmesine katkı sunabilir.
Bununla birlikte bazı sakıncaları da bulunmaktadır. Büyük ekonomik güce sahip şirketlerin siyasal süreçler üzerinde etkili olmaya başlaması demokratik denge açısından tartışmalara yol açabilir. Şirketlerin samimiyeti sorgulanabilir ve toplumdaki kutuplaşmalar daha da derinleşebilir.
Taşıdığı risklerin büyüklüğü sebebiyle kurumsal aktivizm, günümüzde hem akademik çevrelerde hem de iş dünyasında yoğun biçimde tartışılan yönetim konularından biri hâline gelmiştir.
Türkiye'den dikkat çekici bir örnek
28 Şubat sürecinde yaşadığımız bir olay kurumsal aktivizm konusunda tarihimizin unutulmaz anıları arasında yer almıştır.

3