Güçsüzlük yozlaştırır mı

Güç yozlaştırır, ama güçsüzlük de yozlaştırır—peki sorumluluğu olan ama yetkisi olmayan yönetici ne yapacak?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, klasik "güç yozlaştırır" sözünün eksik kaldığını, güçsüzlüğün de benzer şekilde yozlaşmaya yol açtığını savunuyor. Nietzsche'den Arendt'e, Bandura'dan Kahneman'a dek teoriler kullanarak, yetkisiz sorumluluk, ekonomik güçsüzlük ve kurumsal dengesizliğin insanları etik ihlale nasıl ittiğini gösteriyor. Peki, yalnızca dengenin kurulması gerçekten de yozlaşmayı önlemek için yeterli olabilir mi?

Lord Acton'a ait olduğu bilinen "güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır" sözü, günlük yaşamda sıkça kullanılan bir özdeyiş haline gelmiştir.

Ancak son dönemde buna karşılık şu görüş de dile getirilmektedir:

"Güç yozlaştırır, ancak güçsüzlük de yozlaştırır."

Bu ikinci ifade klasik bir kaynağa dayanmaz; daha çok Acton'un tezine karşı geliştirilmiş modern bir yorumdur. Sosyal medyada Malcolm X'e atfedilse de bu atıf doğru değildir.

Bununla birlikte, bu görüşü dolaylı olarak destekleyen düşünsel çerçeveler vardır.

Friedrich Nietzsche'nin "ressentiment" kavramı, güçsüz bireyin doğrudan hareket edemediğinde kin, kıskançlık ve bastırılmış öfke üretebildiğini ortaya koyar.

Hannah Arendt ise gücü kolektif ve meşru bir kapasite olarak tanımlar; bu meşru güç zayıfladığında şiddet ve yozlaşmanın arttığını belirtir.

Aung San Suu Kyi de benzer şekilde, yozlaşmanın kaynağını güçten ziyade "gücü kaybetme" korkusunda görür.

Güçsüzlük nasıl yozlaştırır

Doğrudan hareket edemeyen birey çoğu zaman açık bir çatışma yerine dolaylı yolları tercih eder: pasif-agresif davranışlar, dedikodu ve ahlaki üstünlük dili bunların başında gelir.

Albert Bandura'nın "ahlaki çözülme" teorisi, bireylerin etik ihlalleri çeşitli gerekçelerle meşrulaştırabildiğini gösterir.

Davranışsal ekonomi çalışmaları da belirsizlik ve güvencesizliğin, bireyleri kısa vadeli çıkar odaklı kararlar almaya yöneltebildiğini ortaya koymaktadır (Daniel Kahneman).

Benzer şekilde bazı araştırmalar, kendini güçsüz hisseden bireylerin fırsat bulduklarında kural ihlaline daha yatkın olabildiklerini göstermektedir (Adam Galinsky; Sendhil Mullainathan – Eldar Shafir).

İş hayatında yozlaşmaya yol açan güç belirsizlikleri

Aile şirketlerinde sıkça karşılaşılan "yetkili görünüp yetkisiz olan yöneticiler" sorunu, güçsüzlüğün kurumsal bir örneğidir.

Kurucu yetki devretmiş görünür; ancak kararları fiilen kontrol etmeye devam eder.

Bu durumda yöneticiler sorumludur ama güçlü değildir.

Sonuç: sorumluluktan kaçış, hatanın başkasına yüklenmesi ve görünürde uyum, gerçekte direnç.

Bu tablo, Chris Argyris'in "örgütsel ikiyüzlülük" kavramıyla örtüşür.

Ekonomik güçsüzlük: Fakirlik!

Çete ve mafya yapılarının daha çok fakir aile çocuklarını tetikçi ve torbacı olarak kullandıkları yönünde bir genel kabul olduğunu biliyoruz.

Bu kabul ne ölçüde doğrudur

Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse:

Suç örgütlerinin eleman temininde en elverişli zemin "fakirlikten çok kırılganlıktır."

Fakirlik bu kırılganlığı artırdığı için daha yaygın bir risk alanı oluşturur; ancak zenginlik de farklı kanallardan istismara açık bir zemin üretir.

Ancak şunu da hatırlamamız lazım: Mesele sadece fakirlik olsaydı tüm yoksullar veya yoksulların çoğu suçlu olurdu. Böyle olmadığını, özellikle Türkiye'de fakirlerdeki suçlu oranlarının düşük olduğunu biliyoruz. Belirleyici olan tek başına fakirlik değil, sosyal devletin ulaşamadığı, sahipsiz ve yönsüz bırakılmış fakirliktir.

Nitekim Hz. Peygamber'in (sav) fakirlikten Allah'a sığındığına dair rivayetler, fakirliğin ciddi bir risk alanı olarak görüldüğünü göstermektedir (1).