Adalette ceza ve merhamet dengesi

Adalet ve merhamet arasındaki dengeyi kuramayan toplumlar iki uçtan birine savrulur: ya korku üzerine kurulur ya da sınırsız hoşgörü ile adaleti zedeler, peki hangi ülke bu dengeyi başarabilir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, adaletin toplumsal düzenin temeli olduğunu ancak cezanın ölçüsünün ve merhametin de eşit derecede önemli olduğunu savunmaktadır. Bu argümanı İslami kaynaklardan ve tarihî örneklerden desteklemektedir çünkü yazar ölçüsüz ceza ile ölçüsüz merhametin her ikisinin de zulüme yol açabileceğini göstermek istemektedir. Toplumsal sağlık, korku ve hoşgörü arasında değil de adaletin güvencesi ile merhametin sıcaklığının birlikte taşındığı bir denge noktasında mıdır?

Adalet; kamusal yaşamda, iş hayatında, sosyal ilişkilerde ve aile içinde uyulması gereken en temel ilkedir.

Adaletin olmadığı yerde huzurdan söz edilemez. Nasıl ki beslenme ve barınma bedenimizin vazgeçilmez ihtiyacıysa, adalet de toplumsal varlığımızın vazgeçilmezidir.

Toplumsal hayat, kurallar üzerine inşa edilir. Bu kurallar ihlal edildiğinde devreye adalet mekanizması girer. Adalet, ihlali değerlendirir ve suç sabit olduğunda önceden belirlenmiş yaptırımları uygular.

Kamusal alanda bu yaptırımlar kanunlarla belirlenir. Bu yüzden "kanunsuz ceza olmaz" ilkesi hukuk devletinin temelidir. Kamusal alan dışındaki yapılarda ise kurallar; yönetmelikler, tüzükler ve teamüllerle şekillenir.

Ancak şu da bir gerçektir:

Yaptırımla desteklenmeyen kurallar zamanla anlamını yitirir. Kuralların işletilmediği ortamlarda güçlüler imtiyaz kazanır, zayıflar ise korunmasız kalır. Bu da sosyal barışı zedeler.

Cezaya niçin ihtiyaç duyulur

Cezalandırma; caydırma özelliği ile, suçun önlenmesi, suçun aleniyetinin ve yayılmasının engellenmesi, mağdurun hakkının teslim edilmesi ve intikam hissinin dindirilmesi, suçlunun ıslah edilmesi amacıyla başvurulan bir araçtır (1).

Bu yönüyle ceza, adaletin ayrılmaz bir parçasıdır. Nitekim kısasta hayat olduğuna işaret edilmesi ve Hz. Peygamber'in cezanın toplumsal düzen için taşıdığı önemi vurgulayan beyanları, bu çerçevede anlam kazanır.

Ancak cezalandırmanın bir amaç değil, zaruri bir araç olduğu unutulmamalıdır.

Cezanın ölçüsü

Cezanın varlığı kadar ölçüsü de önemlidir.

Cezalar, ancak zaruret ölçüsünde ve işlenen fiille orantılı olarak belirlenmelidir.

"Bir kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülüktür; ama kim bağışlar ve düzeltirse onun mükâfatı Allah'a aittir." (Şûrâ, 40)

Bu ilke, adalet ile merhamet arasında kurulan hassas dengeyi ifade eder.

Caydırıcılık ilkesinin sağlanması için, kötülüğü yapan kişi o eylemin kötülüğünü kendisine hissettirecek nitelikte ve ona denk bir karşılık görmelidir (2).

Salt cezaya dayalı bir düzen ise insanı ihmal eder. Böyle bir sistemde hukuk vardır ama vicdan eksiktir. Kurallar işler, fakat kalpler ıslah olmaz.

Cezada ölçüsüzlük: Zulüm

Cezalandırmada sınırların dışına çıkılması, güçlülerin güçsüzleri haksız yere ve ölçüsüzce cezalandırması zulümdür.

Yönetim alanında "güç zehirlenmesi" riskinden sıkça bahsedilir. Denge ve denetim mekanizmalarıyla kontrol altına alınmayan "güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır." Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Güç zehirlenmesinde gücün büyüklüğüne göre zulüm de büyür. Küresel güce sahip olanlar insanlığa karşı küresel zulüm, lokal güce sahip olanlar lokal zulüm yaparken, mikro güce sahip olanlar da kendi etki alanlarında zulmederler.

Merhamet duygusunu yitiren zalimlerin kalpleri, zulüm sebebiyle karanlığa gömülmüş, hakkı ve hayrı anlayamaz hale gelmiştir. Bu sebeple zalimler bu yazının muhatabı da olamazlar.

Merhamet ve affetme

Merhamet; insanı başkasının acısına duyarlı kılan, onu yardım etmeye sevk eden en temel ahlaki erdemlerden biridir.

Hz. Peygamber'in, "İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez" ve "Merhamet etmeyene merhamet edilmez" şeklindeki uyarıları, bu değerin İslam ahlakındaki merkezi yerini açıkça ortaya koyar (3).

Yine, cezaların mümkün olduğunca düşürülmesini tavsiye eden ve şüphe durumunda sanık lehine hareket edilmesini öğütleyen yaklaşım, merhametin hukuk içindeki yerini gösterir.

Kur'an'da kısas hükmünün ardından affın teşvik edilmesi ve bunun "bir hafifletme ve rahmet" olarak nitelendirilmesi de aynı dengeye işaret eder (Bakara, 178). (1, 4)

Merhamet soyut bir kavramdan ibaret değildir. Tarihte zulümlerin yanında merhamet uygulamasının somut örneklerini görmek de mümkündür.