Trump, tükenişte!..

Trump, Venezuela'da başarı gösterip İran'a saldırdığında, Hürmüz Boğazı'nda karşı karşıya geldiği gerçeği fark etmedi—peki kibirle stratejik hata yapan liderlere büyük devletlerin sınırı nerede?

Rahim Er
Bugün
24
Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Trump'ın kibrinden kaynaklanan stratejik hatalarla başarısızlığa sürüklenmesini anlatıyor ve Venezuela'daki keyfî müdahaleyi İran savaşında tekrarlayan başkanı eleştiriyor. Yazarın iddiası, hukuk ve adalete dayalı olmayan devlet davranışının kaçınılmaz yenilgiye yol açtığı; İran'ın Çin-Rusya desteğiyle karşı koyması bunun kanıtıdır. Fakat yazının gözünden kaçan soru: süper güçün stratejik hesapları ile ahlaki davranış normaları arasında çatışma yaşandığında, hangi güç uzun vadede tutunabiliyor?

ABD Devlet Başkanı Donald Trump, 80 yıllık hayatının en zor zamanlarını yaşıyor olsa gerek. Yaşadığı buhranı, şu an kendine bile itiraftan kaçınıyordur. Adım başı kendi kendini yalanlaması, dedikleriyle çelişmesi bundan dolayıdır.

ABD'nin 47. Başkanı, yaşadığı ruh hâlini ve yaptıklarının yanlışlığını ikrar cesareti gösteremese, yalnızlığında kendi kendisiyle yüzleşemese bile tarih, muhasebesini yapar, söylenmesi gerekeni yazar. İleride belki Trump da seslendirecektir ama araştırmacılarla Amerikan tarihçilerinin Trump'ın ikinci defa başkanlığa seçilmesinin yanlışlığını konuşup-yazmaları güçlü ihtimaldir. Hatta bu tesbit, bugünden bile söylenip yazılabilir. Nitekim şu makale de onlardan biridir. Donald Trump'ın ilk dönemi 2017-2021 arasıdır. Cumhuriyetçi Partili Başkan, bu dönemde iyi-kötü, şöyle böyle bir dönemi tamamlamıştı. Zengin bir emlakçı iş adamı olmasına ve 4 yıllık bir dönem Başkanlık makamında bulunmasına rağmen hırsı, sahip olduğu imkânlardan tatmin olmadı. İkinci defa Beyaz Saray'a hazırlanırken büyük vaatlerde bulunuyordu. "Bizim, Orta Doğu'da ne işimiz var" diyordu. Biden'ın hayalî tokalaşmalarına işaretle rakibinin ruh sağlığını alaya alıyordu. Neticede muradına erdi, ikinci defa seçildi ama seçim konuşmalarında, ekranlarda, basın önünde ne dediyse tam aksini yaptı ve yapmakta ısrarlı. Bir kere zalim kan dökücü ve vahşi soykırımcı Binyamin Netanyahu'ya sadakatinden asla vazgeçmedi. İsrail'in Gazze, Batı Şeria ve Lübnan'da yaptığı haksızlık, katliam ve soykırımda kayıtsız ve şartsız olarak İsrail'i destekledi. Böylece 20 bini çocuk 100 bin Gazzelinin katledilmesi ve yine en 20 bini çocuk 100 bin Gazzelinin sakat bırakılması ve Gazze'nin enkaz yığınına dönmesinde O'nun da eli kana bulandı, vebale girdi ve tarihin sabıkalı devlet adamları listesine dahil oldu.

Bunlar yaşanırken Trump, olaylardan ders çıkarmadı. Hakkında yapılan en seviyeli ikazlara dahi aldırmadı. Koşumlarından kurtulmuş yaşlı bir at misali doludizgin koşuyor ve aklına neresi ve kim eserse orayı ve onu tehdit ediyordu. Kanada, Meksika, Göçmenler, Grönland, Venezuela, İran... ilk akla gelenlerdir. Rusya ve Çin zaten süper güç rekabetindeki karşı kuvvetlerdi. Sürekli şekilde bir tehditten diğerine atlıyordu. Bir süre dünya umumi efkârını Grönland'la uğraştırdı, Panama Kanalı'nda mülkiyet iddia ederek buranın Amerikan Kanalı olmasını buyurgan bir üslupla istedi. Dünyanın neresinde olursa olsun bir ülke topraklarında petrol ve nadir toprak elementleri varsa onların Amerikan tasarrufuna bırakılmasını bir fikrisabit hâlinde telaffuz etti. Evvela 13-24 Haziran'da İsrail'le birlikte İran'a saldırdılar. 12 Gün Savaşları denen bu hadise için barış araştırmaları yapılırken Trump, 3 Ocak 2026'da gece yarısı Venezuela'nın başkenti Karakas'a baskın düzenleyerek Başkan Nicolas Maduro ile eşini evlerinden alıp New York'a getirtme ayıbını işledi. Aşağılanan Maduro'yu göstermelik bir mahkeme kararıyla tutuklattı.

Maduro'nun hürriyetine el konması, Trump'ın kendine hayranlık duygusunu zirveye taşıdı. Bu arada rehberi Netanyahu, telefon ederek ve defalarca Beyaz Saray'a giderek İran'a tekrar saldırmaları için baskı yapıyordu. Trump, Hristiyan bir Siyonist yani Evanjelist olmakla kendini, Hükûmetini İsrail'e yardıma mecbur görmekteydi. Daha vahim olanıysa malum adadaki utandırıcı videolarının çoğalarak ortalığa saçılma tehdidi altındaydı... Bütün bunlardan dolayı, ABD-İsrail İttifakı, 28 Şubat 2026'da İran'ı vurmaya başladı. Donald Trump, Venezuela örneğinden hareketle tam bir keyfîlik ve sorumsuzluk içindeydi. Barış müzakerelerinin olması mühim değildi.

Bugün görülüyor ki Amerika, İran'a saldırırken bir kurmay hazırlığı yapılmamıştı. Trump, güç zehirlenmesi içindeydi. Venezuela'yı halletmesi gibi İran'ı da kısa süre içinde dize getirecekti. Zaten, İran'ın ileri gelen devlet adamlarını öldürmemişler miydi

Trump idaresindeki Washington yanılmıştı. Sahaya hazırlıklı girselerdi, İran'ın arkasında Çin ve Rusya'nın olduğunu fark ederlerdi. İran coğrafyasını okurlardı. Hürmüz Boğazı'nın ne demek olduğunu anlarlardı. Bunlar kaale alınmadı. Belki kendisine söylenmişti ama Trump, başkanlıkla doymuyordu. Krallığını dile getirmekteydi. Şüphesiz ki onunla da tatmin olmayacak ve imparator olduğunu ilan edecekti. Nitekim, bir ara Hürmüz Boğazı'na Trump Boğazı diyebildi.