Korkumuz o ki bir yurt dışı seyahatimizde gittiğimiz ülkedeki bazı kimselerin şöyle demeleridir:
-Türkiye'yi takip ediyoruz. Bir taraftan kalkınıyor ve fakat bir taraftan da kaybediyorsunuz. Ülkenizde ne kadar çok dolandırıcılık, suistimal, gasp...gibi suçlar işlenmekte Bir kısım sanatçılarınız, bir kısım belediyecileriniz ve benzerleri felaket durumdalar. Sizde hak-hukuk-adalet, kifayetsiz mi
Bu kınamayla yalnızca yurt dışında karşılaşılmaz, ülkemize gelen yabancı ziyaretçilerin de bu nev'iden hayret ve sorularına muhatap olunabilir...
Haber bültenleri, cinayet, dolandırıcılık, uyuşturucu ticareti, tecavüz... gibi çirkin ötesi vak'alarla zaten dolup taşıyordu. Onlar artık geride kaldı. Adına "sanatçı'' denen bazı kimseler veya farklı şöhret mensupları, en bayağı ve haya mahrumu suçlar işleme itham ve iddiasıyla adliyeye sevk edilmekteler. Öylesine suçlar ki insan, kursunu görse başaramaz, bu kadar vahşileşemez, bu kadar canavarlaşamaz!!!
İki şarkı, üç türkü söyledi veya iki gol attı, yahut şu kadar oy topladı diye bu kimseler, itibarda şahikaya çıkartılır, alkışlara ve milyon dolarlara gark edilirse onlar da kendilerini sorgulanmaz, eşi-menendi bulunmaz varlıklar olarak görür ve kumarı da zinayı da içkiyi de uyuşturucuyu da emanete ihanet etmeyi de mubah ve hak ve meşru sayarlar. Deprem için veya yangın için toplanan milyon milyon dolarları bahislerde, kumarlarda tar-ü mar etmenin, mankenlerle hovardalık yapmanın başka bir izahı olabilir mi
Olmaz olsun böylelerinin sanatçılığı da, oyunculuğu da siyasetçiliği de...
Ülkemizin 50 yıldır kanını-iliğini sömüren bölücü terörü tam da bitirdik derken, neredeyse eş zamanlı olarak bu suçlar, milletçe, devletçe, ailece hayatımızı karartır oldu. Ekranlar, gazeteler, sosyal medya bu yüz kızartıcı fiiller ve onları işleyen failler, dolandırıcılar ve utanma hissi malul şahıslarla dolu...
O hâlde sorulması gerekeni sormalı:
-Bu belediye başkanları, yardımcıları, bu yangın ve deprem paralarını alıp vatandaşın hayr ve hasenatını kumar masalarında merhametsizce harcayan şarkıcılar, futbolcular... onlar-bunlar, cümle çağdaş, uygar ilerici ve Atatürkçüler, bu ülkenin okullarından mezun değiller mi
-Yaşları itibarıyla okullarında ders öncesi "Andımız''ı okumadılar mı, her 3-5 yüz metrede bir heykelle karşılaşmadılar mı, her dakika başına Atatürk methü senası dinlemediler mi, her fırsatta ilericilik, uygarlık nutukları işitip, gericilerin karalanmasına şahit olmadılar mı
Hepsi oldu...
Olmaya da devam ediliyor.
Suçların başlangıcı, hiçbir zaman o fiilin işlendiği ân değildir. Bu saydığımız ve saymaya sayfaların yetmeyeceği yüzlerce suçun başlangıcı Erken Cumhuriyet'te, Tek Parti Dönemi olan 1923-1950 arasındaki 27 yılda ecdada ait ne varsa reddi miras edilmesi ve bu milleti insanlık âleminde en seçkin seviyeye çıkartan değerlerin hırpalanması, aşağılanması, alay mevzuu yapılması, katledilmesidir. Şu tarihî çarpıcı hâdise için hafıza tazelemesi yapma vaktidir:
Olay, Millî Şef, Ebedî Şef dönemlerinden birinde yaşanmıştır. Bir köyde İmam Efendi'nin keçisi çalınır. Keçisi çalınan vatandaş, kasabaya gidip karakola şikâyette bulunur. Hakkını kullanmıştır. Ertesi gün, ismini, rejimden alan gazetede haber şöyle çıkar:
-İmam, keçi çaldı!..
Hakîkat, tepe-taklak edilmiştir!
Bir asırdır, şöhret her şey oldu, servet her şey sayıldı, ar-namus, iffet, kul hakkı yeme kaygısı arkalarda kaldı... Ve böylece topluma önder ve rehber olarak gösterilenler, marifetlerini sergiler oldular.
Yapılacak olan ne
Son çeyrek asırdaki hamlelerle refah ve kalkınma adına son iki asırda görülmedik ölçüde mesafeler katedildi. Fakat aynı zaman zarfında her kesimiyle toplumda ahlak ağır yara aldı.

27