Donald Trump, Başkanlık uçağındayken gazetecilere verdiği mülakatta yine bir dolu sözler etmiş. Konuşmalarında "zâten", "bile" gibi edatları sıkça kullanmakta. Bu mülakatta da "biz, rejimi değiştirdik bile!" demiş. Beyânatları ihtiyatla karşılanan söz konusu politikacının iddiasına göre 28 Şubat 2026'da İsrail ile birlikte yaptıkları saldırılarla İran'da birinci kadroyu yok etmişler. İkinci kadroyu da yok etmişler. Şimdi üçüncü kadro işbaşındaymış. Üçüncü kadro, makulmüş; iyi anlaşıyorlarmış...
İran'da rejimin değiştiğini 24 Mart 2026 tarihli makalemizde biz de yazmıştık. Ne var ki bizim ifade ettiğimiz değişimle Mr. Trump'ın söyledikleri tamamen farklı. Biz, mevzubahis yazımızda 28 Şubat sonrası yaşanan hâdiseler sebebiyle İnkılâb Muhafızlarının idareyi ele aldıklarını ve İran'ı bugün liderleri veya cumhurbaşkanı değil, bu yapılanmanın sevk ve idare ettiğini söylemiştik.
Biz, o gün ABD'nin evet, İran'da rejimi değiştirdiğini ifade etmiş fakat eklemiştik ancak; bu değişiklik, Devrim Muhafızlarının güçlenmesidir. Washington yahut Beyaz Saray veya Trump, hiç hesap etmediği bir şekilde kendilerini rejimin sahibi sayan kadrolara yol vererek rejimi değiştirmek bir yana onu pekiştirmiştir.
Bilindiği gibi Humeyni, 1979'da darbesini yaptıktan sonra inşa ettiği ilke ve inkılâbları koruması için İnkılâb Muhafızlığını bizzat kendisi tesis etmişti. 610 binlik İran Silahlı Kuvvetleri olmasına ve taarruz ve işgallere karşı bu millî ordu müdahale hakkına sahip bulunmasına rağmen İsrail ve ABD'nin işgal ve saldırılarına 125 bin kişilik Devrim Muhafızları direniyor.
Trump'ın bahsettiği ilk iki kadronun saf dışı kalmasından sonra gelen üçüncü kadro doğrudan Devrim Muhafızları olmasa da onların varlıklarına muvafakat verdikleri devlet ricali olmalı. Devrim Muhafızları, "Humeynizm"e sıkı sıkıya bağlı olduklarına göre rejimi koruma ve kollamayı vazgeçilmez bir disiplin olarak telakki ettiklerinden bunların Trump ile pürüzsüz şekilde anlaşması mümkün görünmüyor. Çünkü; böylesi ülkelerde orduların birçok şeyi vardır fakat bir de devletleri vardır. Bu garip gerçek, 2 bin yılına kadar Türkiye için de mevzubahisti. Darbeler, buna dayanarak yani Cumhuriyeti koruma ve kollama teziyle yapılıyordu...
Amerikan Başkanının yerden birkaç bin metre yukarıda basın mensuplarına verdiği demeçte çizdiği bu tablo, samimi de değildir. İnandırıcı da değildir. Böyle yaparak hem ABD ve hem de dünya kamuoyunu oyaladığını sanmakta. En net hakîkat şu ki Trump, Yahudi Irkçısı ve Siyonist ideolojinin katıksız bağlısı "Arz-ı Mev'ud" delisi Netanyahu'yla yoldaştır. "Birinci kadroyu yok ettik, ikinciyi de yok ettik. Şimdi üçüncü kadro işbaşında. Onlarla iyi anlaşıyoruz" sözleri, İran'da kafaları karıştırmak, devlet kadrolarının birbirlerine şüpheyle bakmalarını temin etmek, Amerika'da da kasımdaki ara seçimlere zayıflamadan gitmek için söylenmiş olmalı. Hâlihazır duruma göre Trump'ın kasım seçimlerini kazanması zor ihtimaldir. Ayrıca azil kılıcı da başının üstünde. Bütün bunlardan dolayı, eski bir sahne sanatçısı olma tecrübesiyle hayallerini işleterek karada ve havada, otururken veya ayakta, irticâlen senaryolar yazıyor.
İran'da Hürmüz Boğazı başta olmak üzere İsrail ve ABD ile İran arasında çekişme devam etmektedir. Harbin bu safhasında ABD çâresiz, İsrail şaşkındır. İranlı vatanını müdafaa ediyor. Lakin Tahran'daki yöneticiler, her kim olursa olsun gerçeği göremiyorlar.
Hâlbuki şu İran atasözü meşhurdur:
-Her ki yek câ hemecâ, her ki heme câ hiç câ!
Şöylece anlaşılır kılabiliriz:
"Bir yere bağlanan her şeye kavuşur/Her şeye yapışan bir şeye kavuşamaz!"
Türkiye'nin kıymetli dostluğunun İran tarafından görülmesi gerekir. Sahadaki vaziyetin aksini düşünelim. Türkiye ya "Koalisyon Kuvvetleri" yahut "Uluslararası Güç" gibi sözde bir meşruiyetle aynı çatı altında toplanmış bir ittifakta yer alsa ve İran'a böylece müşterek bir saldırı yapılsaydı hâli ni'colurdu

17