Fark

Kızılordu, 100 bine yakın askerle 27 Aralık 1979'da Afganistan'ı işgal etti. İktidarda ADHP-Afganistan Demokratik Halk Partisi vardı. Ülke, Sovyet yanlıları tarafından Moskova'nın uydusu hâline getirilmiş, ismi, "Afganistan Demokratik Cumhuriyeti" yapılmıştı.

İşgalle eş zamanlı olarak Afganistan'ın başına komünist Babrak Karmal getirildi. Afgan vatanperverleri, dinsiz rejime karşı öteden beri cihâd ediyorlardı. İktidardaki Hükûmet, çâresiz kalınca Moskova'dan yardım istemişti. "Sovyetler Birliği" maskeli Rusya, Kızılordu'yu asker, tank ve jetlerle Kabil merkezli olarak bu İslâm memleketine sevk etti.

Sayıları, bir avuç olan mücahîdlerin silahları ilkel şeylerdi. Komşu Pakistan ve İran ile dışarıdan bir miktar yardım alsalar da sahip oldukları imkân, bir süper gücün koca koca devletleri titreten ordusu karşısında yetmezdi...

Afganistan mücahîdlerinin millî mücâdele dâvâsı, şuurlu ve kardeşinin derdiyle dertli Müslümanların duasındaydı.

İslâm memleketleri, Sovyet zorbalığına karşı bir varlık gösteremiyorlardı. Dönem, soğuk savaş dönemiydi. İşçi-Köylü İktidarı vadeden Marksist-Leninist SSCB, Çin hududundan Batı Avrupa'da Baltık Denizi ve Güney Avrupa'da Adriyatik'e kadar yayılmıştı. Moskova'da "Komünist Partisi Genel Sekreteri" ünvanıyla Leonid Brejnev işbaşındaydı.

Türkiye, uzun zamandır Sovyet tehdidi yaşıyordu. Çâreyi NATO'ya girmekte buldu. Bu teşkilata girmek de 1950-52 arasında Kore'de bedel ödedikten sonra 1952'de mümkün olabildi. Ankara, yurdu böylece işgalden korumaya çalışıyordu. Ne var ki 1969'dan beri Leninci, Maocu, Enver Hoca'cı olmuş öz evladı gençlerle işçi ve yarı aydınların eylem, işgal ve cinâyetleri altında sarsılmaktaydı...

Afganistan'ın iç ihanetle zâlim Rus işgaline mâruz kaldığı dünyada manzara buydu. Böyle bir manzarada, kıyas kabul etmez asker, silah ve mühimmat farkından dolayı Afgan vatanperverlerin, düşman karşısında varlık göstermeleri çok zordu. Afganistan, 13 küsur milyon iken SSCB, 262 küsur milyondu.

Buna rağmen; mücahidler, evet, çok zor şartlar altında olsalar da onlar, rehber edindikleri Bedir Mücahidlerinin yolundaydılar. Bedir'de Mücahidler, düşmana nazaran sayı ve silah olarak hayli zayıflardı ama onların çok sağlam imânları vardı. Allah'a ve Şanlı Peygambere -aleyhi's selâm- îmân ediyorlardı. Bedir Kahramanları, bu mânevî farkla zafere kavuştular...

Kızılordu, 1979'da Afganistan'ı işgal ettiğinde burada, mazlum kardeşlerimizin dua destekçileri olarak kendi aramızda "mücahîdler, Kızılordu karşısında acaba bir hafta dayanabilir mi" diye kaygılanıyorduk...

Neticede merhamet mahrumu Brejnev'in, 262 milyonun, 100 binlik işgalci Kızılordu'nun, iç hain Babrak Karmal ve partisinin değil, Allah'ın dediği oldu. Belki aç fakat muhakkak abdestli, belki silahsız fakat elbette namazlı mücahidler, yokluk ve imkânsızlıklar içinde 10 yıl süren şanlı bir destan yazdılar...

Mihail Gorbaçov'un genel sekreterliği döneminde düşman, 15 Şubat 1989'da ezik ve yıkık şekilde Afganistan'dan çıkıp gitmek zorunda kaldı. Yiğidler, mücahid ve sivil olarak 3 milyon şehid vermiş, fakat izzet, istiklâl, şeref ve haysiyetlerini korumuşlardı...

Bu din, vatan ve hürriyet mücadelesinde bir tarafta ceberut bir ordu, diğer tarafta tam imân sahibi bir avuç mücâhid vardı. Unutulmasın ki inanmışlar, işgalcilere karşı her zaman ve dâima galip geldiler ve gelecekler. Zâlimin âkıbeti mağlubiyettir...

Bugün de dünyanın gözü önünde misalleri yaşanıyor: Soykırımcı İsrail, Gazze'ye saldırdığında Gazze mücahîdlerinin kaç saat dayanacağı merak konusuydu. Hâlbuki katil Siyonist İsrail, bugün ordu olarak da devlet olarak da çöküşe doğru gidiyor. Genelkurmay başkanları, beyaz bayrak sallamak üzere olduklarını ifşâ etti.