Düşüş
Trump'ın İran saldırısı ABD'yi süper güç konumundan düşürdü mü, yoksa geçici bir kriz mi yaşanıyor?
Yazar, Trump'ın Netanyahu'nun vesayeti altında İran'a saldırmasının ABD'nin sonunu başlattığını iddia ediyor ve bunu Gazze soykırımı, Epstein dosyası ve Hristiyan Siyonizm bağlamında değerlendiriyor. Kilit argümanı, adil olmayan bir süper gücün kaçınılmaz olarak çöküşe gitmesidir. Ancak, İran'ın direniş gösterebilmesi ve Çin-Rusya'nın muhasır güç olarak ortaya çıkması gerçekten ABD'nin çöküşünü işaret mi ediyor yoksa yeni bir dengeleme sürecini mi gösteriyor?
ABD'ye, kuruluşundan bu yana hiç kimsenin vermediği denli ziyanı işbaşındaki Başkan Trump vermekte!.. Kanaat Önderlerinin görüşü odur ki kabul edilse de edilmese de ABD, bugün sonun başlangıcına gelmiştir. Bu siyasetle süper güç kalma dönemi kapanıyor. Amerikan Baharı, uzak olmasa gerek:
Nice vakittir bütün dünya basın-yayın unsurları, Trump'ın akla sığmaz icraatları yüzünden ABD için en sert sözleri sarf etmekteler.
Bu, manşet ve ana haberler, haksızlığa isyandır...
Kibir taşkını Trump, Venezuela Devlet Başkanı Sn. Nicolas Maduro'yu, bir gece, evinden korsan keyfîliğiyle kaçırtıp New York'a getirtmesinin verdiği güç zehirlenmesiyle bu defa 28 Şubat 2026'da İran'a saldırdı. Hâlbuki; cihan devleti olmanın temel şartı, âdil olmaktır. G.W. Bush'un bir Kurban Bayramı sabahı merhum Saddam Hüseyn'e revâ gördüğü idamın habercisi gibi tutuklamayı, D.J. Trump da Maduro'ya revâ gördü. Kan ve barut kokan bu huy, şüphesiz ki genetiktir ve Kızılderili ve daha nice mağdur millet sabıkalısı bir yapının şifâ bulmaz hastalığıdır.
İnsanların da devletlerin de başka kişi, şirket ve ülkelerin petrol, maden, cevher, nadir element... gibi yer altı ve yer üstü varlıklarına el uzatmaları asla meşru değildir. Buna gasp, hırsızlık ve sömürgecilik denir. Bütün Batı'nın yüzünde bu koyu kara leke vardır. Ticarî zekâ sahibi Trump'ta yeter miktarda devlet adamı zekâsı da olsaydı ülkesini de Garp âlemini de bu utançtan kurtarmanın çâresine bakardı. Aksine bâzı eski başkanların keyfîliğini aşmak için olmadık yollara tevessül etti.
Üç maksadı vardı:
İlki, başaracağı bu "yel değirmenlik" fetihle, kasım ayındaki ara seçimleri kazanmak.
İkincisi, Netanyahu'nun kapalı kapılar ardında yüzüne karşı salladığı Epstein dosyasının hayâ damarı çatlatan görüntülerini unutturmak.
Üçüncüsü de kendi tabiriyle bir Hristiyan Siyonist yâni Evanjelist olarak Yahudi ırkına hizmet etmek...
Bütün bunlar, Trump'ı, Siyonist soykırımcı Binyamin Netanyahu adlı katilin vesayetine mahkûm etti. Bu soykırımcı, kafası estikçe Trump'ı aradı, istediği zaman kalkıp Beyaz Saray'a gitti, dilediği kadar kalıp, talimatlar yağdırdı. Amerikan başkanının eli mahkûmdu. Zâlime itaatten başka bir şey yapmadı, yapamıyor ve yapamaz! Netice olarak Trump'ın şehveti, ABD'nin menfaatlerine baskın geldi. ABD ordusu, İsrail çapulcularının vekâlet savaşçıları derekesine düştü.
Trump, Netanyahu ile birlikte İran'a ilk ateşi açarken işi, bir haftadan daha az bir zamanda bitireceklerini söylemişti. Aynı zamanda İran halkına talimatlar yağdırarak halkın sokağa çıkmasını, yönetime el koymasını istiyordu. İran'a müdahaleye gerekçe olarak rejim değişikliğini göstermişti. Rejimi değiştirme peşindeydi. Saldırgan taraf, ilk taarruzda İran'ın en önde gelen devlet yöneticilerini katletti. İran halkı, işgalci beklentisinin aksine bu kan dökmeye rızâ göstermedi. Devletine ve devletini yönetenlere isyan etme yerine, düşmana karşı yekvücut oldu. Şiddetli saldırılara rağmen Tahran yılmadı. Kendini toparladı ve aralıksız olarak Tel Aviv ve İsrail şehirlerini vurdu, Amerikan savaş uçağı ve helikopterlerini düşürdü. İran, teslim olmayınca şaşkınlığa düşen Trump, artık rejim değişikliğini ağzına almaz oldu. Şimdi Hürmüz Boğazı'nı ele geçirmekten söz ediyordu.
Hürmüz Boğazı, İran için stratejik bir mevkidir. Amerika ve İsrail, saldırınca Tahran, burada tam hâkimiyeti kurdu. Dünyadaki müşterek görüş şuydu; çalışan bir geçidin vizeye bağlanmasına Washington sebep oldu...
Trump, bugün gelinen noktada inandırıcılığını tamamen kaybetmiş durumda. Ne bu savaşı ve ne de gireceği seçimleri kazanabilir. Bundan dolayıdır ki lafazanlık israfına girmiş bulunuyor. Öfke anlarında diplomasi, terbiye ve işgal ettiği mevkiden habersiz olarak ağzını da bozmakta:
Yüreği, bozuk olanın, ağzı da bozuk olur!..

16