Kudüs'ü ele geçirmek için yola çıkıp topraklarımıza giren Haçlı ordularına, Türkiye Selçuklu Devleti'nin Kılıç denli keskin Aslan Sultanları, geçit vermeyerek ağır yenilgiler tattırdılar. Düşman, ezik ve perişân, ric'at etmek zorunda kaldı.
Avrupa ve topyekûn garp âlemi, Selçuklu Türkiye'si günlerini ve hüsrana uğradıkları Kudüs seferi düşünü unutmadılar:
Birinci Murad Han'ın 1364'te haçlı dünyasıyla ilk Osmanlı hesaplaşması olan Haçlı İttifakı'na karşı kazandığı Sırp Sındığı Zaferi'nden başlayarak oğlu Fatih'in Şarkî Roma'yı yıkmasıyla devam eden Osmanlı ihtişam asırlarını da unutmadılar...
Türkiye'nin sırtına yamamak istedikleri "hasta adam!'' çaputu, hep üstümüzde kalsın diye çalıştılar:
Bu sebeplerle ve daha birçok sebeple 1960-2016 arasında darbe, kargaşa, anarşi, muhtıra, çoklu vesâyet ve kalemli ve silahlı bölücü teröre destek verdiler...
NATO-Kuzey Atlantik Paktı Teşkilatı'na girmek için yaptığımız müracaat tarihiyle AB'ye girmek için yaptığımız müracaat tarihi uzun aralıklı değildir. İlki, 11 Mayıs 1950'de CHP'nin iktidarda 3 gün ömrü kalmışken Şemsettin Günaltay'ın Başvekilliğinde oldu:
Mehmetçik, 17 Eylül 1950'de İskenderun'dan Kore'ye hareket etti. SSCB ve Kızıl Çin karşısında zorlanan ABD ve Avrupa kuvvetlerine can kurtarıcı olduk. Eğer, o gün TSK, Kore'de olmasaydı belki de BM kuvvetleri denen Batılı ordular, mağlup olacak ve coğrafyanın tarihi, dünyanın çehresi değişecekti.
Biz, o harpte 724 kadar Mehmetçiğimizi şehit verdik. 175 civarında kaybımız oldu. 234 askerimiz esaret yaşadı. 2.147 askerimiz gazilik rütbesine kavuştu. Şehitlerimiz, Kore'nin Busan liman şehrinde medfundur...
AB'nin ilk kuruluş adı, II. Cihan Harbi sonrasıdır ve AKÇT-Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğudur. Sonraki isimler, AET-Avrupa Ekonomik Topluluğu, AT-Avrupa Topluluğu ve nihayet Avrupa Birliği oldu.
AET'ye girmek için 31 Temmuz 1959'da DP-Demokrat Parti iktidarı döneminde müracaat ettik. Adnan Menderes Başvekil, Fatin Rüşdü Zorlu Hariciye vekiliydi. Merhum Fatin Bey, Yassıada'daki emir kulu mahkeme tarafından idama mahkûm edilip de infâz için İmralı'ya götürülürken gemide bile etrafındaki gardiyan, inzibat gibi kimselere AET'ye müracaat bahsini açtığı söylenir.
Türkiye'nin 1959'da yaptığı bu müracaat, 12 Eylül 1963'te Ankara Antlaşması adıyla yenilendi:
Eğer; 27 Mayıs 1960 darbesi yapılmamış olsaydı yüzde 6 kalkınma hızını yakalamış bir ülke olarak topluluğa kabul edilmiştik, diye düşünebiliriz.
Sonraki yıllarda 1960-2016 arasında maruz kalınan darbe, muhtıra, sokak ve dağ terörü... ile geçtiği için muhataplarımız, 1 sente muhtaç ve böylesine problemli bir memleketi kendilerinden uzak tutmayı yeğlediler.
Bu dönemlerde Necmettin Erbakan'ın "AB, bir Hıristiyan kulübüdür!'' sözü, Avrupa'nın ruh röntgenini gösteren doğru teşhisti. O teşhisin bugün bir değeri kalmadığı söylenemez.
18 Şubat 1952'de NATO'ya resmen kabul edildik.
Çünkü:
Bedelini, Kore'de ödemiştik. Ayrıca, NATO askerî bir savunma teşkilatıydı. Batılı mantığa göre Türkiye, asker sayısı yüksek bir orduya sahipti. Sovyet Rusya, çok ciddi tehditti. Türkiye, Kafkaslar, Karadeniz ve Boğazlar ihtilafında çok işe yarayacaktı.
AB ise iktisadi topluluktu.
İleri zamanlarda darbeler, anarşi ve terör... Türkiye'yi ne yazık ki imparatorluk azametinden tek sente muhtaç ve bakanı, 1 milyon dolar yardım için Lüksemburg'un bile kapısında bekleme mahcubiyetine düşürecekti.
Bunlar, doğru fakat daha başka ağır sebepler de var. Türkiye, AB yolunda 1959'dan beri türlü bahanelerle oyalanırken Sovyet peyki eski vilayetlerimiz, Balkan ülkeleriyle Baltık ülkeleri, hatta Güney Kıbrıs gibi mahallemiz bile 1991'de Sovyetler dağıldıktan kısa süre sonra bütün yük, kambur, çıkmaz ve fakirlikleriyle AB'ye tam üye yapıldılar. Ankara, bekletilmeye devam edildi ve devam da ediliyor.
Şu gerçeği bugün bir defa daha tekrar edeceğiz:
-Eğer, Allah muhafaza Güneydoğu Anadolu'nun ana gövdeden kopmasına razı olsaydık; AB başkentleri, daralmış, azalmış ve yıpranmış bir Türkiye'yi, ortaklığa kendileri davet edeceklerdi. Hâlbuki Türkiye, 28 Şubat adaletsizliğine, 15 Temmuz ihanetine rağmen 2002 yılı sonunda girdiği kalkınma yolunda hızını kesmeden sağlıkta, bayındırlıkta, iletişim ve ulaşımda, bilhassa savunma sanayiinde dev hamlelere imza attı ve atıyor. Bugün artık, terör Türkiye içi ve mücavir alanımızda çalışamaz hâle getirilmiştir.

20