Barış, İstanbul'la mümkün!

İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kontrol altına alması dünya petrol piyasasını sarsa da, gerçek çözüm Trump'ın değil, İstanbul'un masasında mı olabilir?

Rahim Er
Bugün
21
Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, ABD-İsrail ittifakının İran'a yönelik saldırılarının tersine sonuçlandığını ve İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatarak stratejik üstünlüğü ele geçirdiğini ileri sürmektedir. Bu iddiayı, İsrail'in Gazze ve Lübnan'da devam eden işlemlerine karşılık İran'ın gücünü göstermesi ve ABD'nin müzakere masasına çekilmesi ile desteklemektedir. Ancak ateşkes görüşmeleri başarısız olmuşsa, sorunun çözümü gerçekten İstanbul'un diplomatik mirası ve Türkiye'nin devlet tecrübesine mi bağlıdır?

ABD/İsrail-İran ihtilaf, çatışma, kin ve kan dökmelerinin maksad ve seyrini, dünya mes'elelerine duyarlı olan herkes, artık kavramış olmalı...
Bilindiği gibi bölgemizdeki bu tehlikeli savaş tırmanışının başlangıcı, Filistin Millî Kurtuluş Kuvvetleri Aksa Tugaylarının, soykırımcı ve işgalci İsrail'e karşı meşru müdafaa hakkını kullanmasına mukabele olarak 7 Ekim 2023'te başladı.
1947'den, hatta 1917'den beri Siyonist dediğimiz ırkçı Yahudi fundamentalistler yüzünden bölgemizde kan, barut kokusu, silah sesi, gözyaşı ve katliam, şiddetlenerek devam etmektedir. Bu süreklilikte 1948 gibi, 1967 gibi, 1972... gibi ve aradaki daha başka takvim kayıtları gibi 7 Ekim 2023 de bir kilometre taşı oldu. 7 Ekim 2023'te Haçlı dünyası İsrail'e destek oldu, yardım yağdırdı. Filistin'in Gazze mücahidleri zalim İsrail soykırımına karşı tarihte ender görülen bir direniş ve azimle direndiler. Ne var ki aradaki kuvvet farkı, kıyas kabul etmez çaptaydı. Bu sebeple Filistin, Gazze'de en az 100 bin şehid, 100 bin yaralı verdi. Gazze, enkazlaştı!..
Sonunda göz boyama bir ateşkes yapıldı. ABD Başkanı Trump, Filistinlileri Gazze'den üçüncü bölge veya ülkelere sürüp, Gazze'yi Rio misali bir çılgınlık merkezi yapmaktan söz ederken birden farklı bir yola girerek varılan göstermelik ateşkesten sonra hadiseye yakın devlet temsilcilerini Beyaz Saray'da toplayarak Gazze için para devşirdi.
Bu sahte sulh tezgâhıyla Gazze'ye dair ümitler, yeşerir gibiyken İsrail ve yanında sürüklediği ABD, 28 Şubat 2026'da İran'a saldırdılar. Komşu İran, yetişmiş insan ve malzeme olarak ağır kayıplar verdi. Hâlbuki bu İran, Gazze Celladı, Netanyahu Siyonist kuvvetleri, Gazze'yi şiddetli şekilde vururken birkaç drone gönderme dışında bir müdahalede bulunmadı. Filistin'in yardımına kendisi koşmadığı gibi Lübnan'daki Hizbullah, Irak'taki Haşdi Şabi ve Yemen'deki Husiler'i de sahaya sürmedi. Bu 3 silahlı unsur, İran'ın ideolojik vekil savaşçılarıdır...
İran, İsrail ile doğrudan veya dolaylı olarak karşı karşıya gelip çatışmadı ama sanki her ân İsrail'e saldıracakmış gibi bir hava yaymaktan da geri durmadı. Bu yapılan, kurusıkı tehditten öte bir şey değilken Haçlı-Siyon ittifakı, işittiklerini abartarak İran'ın uranyum elde ettiği ve nükleer silah çalışması yaptığı gerekçesiyle Tahran ve bazı İran şehirlerini vurdu. Bu saldırı öncesi kibrini kuşanan Donald Trump, İran halkını rejime karşı ayaklanmaya çağırdı. Birkaç gün içinde İran'ın işini bitireceğine inanmıştı. Hâlbuki gelişmeler aksine oldu. Trump ve hükûmeti fena yanıldı. İran halkı, dış taarruza karşı devletinin yanında yer aldı. Diğer taraftan Çin ve Rusya da destekleriyle İran'a arka çıktılar.
Bütün bunlar olurken, Hamas ateşkese tam riayet ettiği hâlde İsrail, tek gün dahi silahlarını susturmadı, sivil, çocuk, kadın katliamını durdurmadığı gibi 28 Şubat'tan sonra Lübnan'a da ağır darbeler indirmeye başladı. Her şey, Arz ı Mev'ud; Vadedilmiş Topraklar içindi. İsrail, Gazze'de yaptığına benzer şekilde Lübnan'ı da vurup-kırarak yıkıyor ve işgal ediyordu. Ama; zulüm pâyidar olmaz. Onun için bu arada beklenmedik gelişmeler oldu. ABD-İsrail İttifakı, İran karşısında esaslı kayıplar vermeye, İran, düşmana galip gelmeye başladı. Gerek kendi ürettiği ve gerekse yardım aldığı füze ve drone'larla Amerikan gemi, uçak ve helikopterlerini vurup askerlerini öldürürken İsrail'in aşılmaz diye gösterilen 'Demir Kubbe'sini de kevgire çeviriyordu. Tel-Aviv ve diğer şehirler, tahribat görüyordu. İsrail halkı, sığınaklarda yaşamaya mecbur ve mahkûm kalmıştı...
Bu safhada Tahran'da ortak akıl, Hürmüz Boğazı'nı keşfederek buradaki petrol sevkiyatını eline aldı. O çok bilmiş edalı Trump ve kurmayları, olayın bu boyutunu düşünememişlerdi. Şimdi, Hürmüz kapatılmış, dünya, petrol sıkıntısıyla karşı karşıya kalmıştı. Beyaz Saray sakini, bu yaman taktik üzerine ileri-geri laflar ettiyse de tutmadı. Çünkü; 28 Şubat öncesi kimsenin, Hürmüz diye bir sıkıntısı yoktu. Bu güzergâhta her zamanki gibi petrol sevkiyatı usulünce devam etmekteydi. İran Hükûmeti, taarruz ve katliama maruz kalınca Hürmüz kozunu sahaya sürmüştü. Piyasalar kötü etkilenirken bir diğer ihtimal de konuşulur oldu. Tahran, Yemen'deki bağlısı Husiler eliyle Bâb'ül Mendep Boğazı'nı da kapatabilirdi. Yarınlar tehlikedeydi. Bu olanlar ve olabileceklere karşı Trump, oturduğu yerden inandırıcı olmayan laflar ediyor ve tehditler savuruyordu ama gerçek şu ki Beyaz Saray yönetim ve hakkaniyet anlayışı, İran karşısında zordaydı. Amerika, saldırdığı bu ülkeyi ancak havadan vurabiliyordu. Nasıl ki İsrail Gazze'de kara savaşı yapamadıysa Washington da İran'da bunu yapamıyordu. Trump'ın "karadan geldik; geliyoruz..." gibi çıkışlarının aslı yoktu. Pentagon ve Trump'ın şuuraltı korkusu şuydu: İran, yeni bir Vietnam, Irak, Afganistan olabilir ve ABD, savaşı, Trump, seçimi kaybedebilirdi... Görünen buydu. İran, psikolojik üstünlüğü yakalamıştı. Şimdi ne Netanyahu ne Oval Ofis Evanjelist âyinleri Trump'ı kurtarabilirdi. Onun için Beyaz Saray danışmanlarının telkini ile Amerikan başkanı, geçen hafta iki haftalık bir ateşkes ilân etti. Bu ateşkes, İran ve ABD arasındaydı. İsrail'in vaziyeti, muğlak olmaktan ziyade fırsatçılıktı. Gazze'de soykırıma, Lübnan'da katliam ve arazi gaspına devam edegeliyordu...