İran, önce 13-24 Haziran 2025'teki İsrail ve ABD taarruzuna uğradı. "12 Gün Savaşları" denilen bu çatışmalar, ateşkesle sonlandıysa da 28 Şubat 2026'da yeniden başladı.
O tarihten beri de devam ediyor...
İran, aldığı saldırılarda liderini kaybetti, çok zayiat verdi. Birçok defa değişik mekânlarda barış görüşmeleri yapıldı, mutabakat akdedildi ama tam "savaş bitti!" derken her seferinde yeniden başladı...
O kadar çok kargaşa yaşandı ki hatırlanmaması tabiîdir. Donald Trump, İran'a müdahale ederken hedef olarak Humeyni rejimini değiştirmeyi göstermişti. Bu maksatla önde gelen isimler katledildi, komşumuz, çok kan kaybetti. Washington cephesindeyse 3-5 günlük görülen olay, döndü dolaştı Hürmüz Boğazı'nın seyrüsefere açık kalma şartına dayandı. Aylardır bunun mücadelesi yapılmakta. "Hürmüz, zaten açıktı!" diye Trump'a muhalefet edenler haklıdır.
Vaziyet, budur ve bu vaziyet, aylardır inişli çıkışlı olarak sahada ve masada devam edip durmaktadır. Bunlar olurken Amerikan Başkanı, NATO üyesi devletlere kendisine yardım etmedikleri için serzenişte bulunmaktadır.
Şunu ise dile getirmiyor:
Aynı üyeler, Rusya ile çatışan Ukrayna'ya gizli-saklı yardım etmekteler. Diğer taraftansa Rusya ve Çin, gayet soğukkanlı bir şekilde İran'a yardım ediyorlar.
Dolayısıyla Uzunca bir süredir Türkiye'nin güneyinde İsrail-Filistin, kuzeyinde Ukrayna-Rusya, doğusunda İran-ABD/İsrail harpleri yaşanmaktadır. Bu savaşların nereye evrileceği belli değildir.
Akdeniz ve Adalar Denizi, kırmızı çizgimizdir.
Şu dediklerimizden çıkacak sual şudur:
-Amerika, İran'da rejimi değiştirebildi mi
Bunun cevabını daha evvelki bir yazımızda tafsilatlıca vermiştik. ABD Başkanı Trump, Humeyni rejimini şeklen değiştiremedi, fakat fiilen değiştirdi.
Nasıl olur
Bunu CIA mı, MOSSAD mı, her ikisi mi yaptı henüz bilinmiyor. Belki uzunca bir zaman da bilinmez:
Trump Hükûmeti, farkında olarak veya olmayarak türlü etkenler sebebiyle Tahran'da darbe yaparak daha evvel tesirleri sınırlı "İslâm İnkılâbı Muhafızları Ordusu"nu İran'ın bir numaralı gücü ve karar merkezi hâline getirdi. Dolayısıyla rejim değişmiş oldu.
Böylece:
28 Şubat 2026 İran için darbe ve işgal tarihidir.
Amerika/İsrail İttifakının, İran'ın Şia lideri Ali Hamaney'i, üst rütbeli asker ve önemli bürokratları öldürmeleri ve Hamaney'in oğlu Mücteba Hamaney'i iş göremez hâle getirmeleriyle Humeyni İlke ve İnkılâblarına bağlı Devrim Muhafızları'nın yolunu açtılar. Önlerindeki engelleri kaldırdılar. Askerî ve malî güç dizginleri, tamamen devrimcilerin eline geçti.
Şimdi İran'da güç, seçimle işbaşına gelmiş olanlarda değil, Humeyni'nin 1979'da kurmuş olduğu "paralel ordu" İnkılâb Muhafızları'ndadır.
Savaş, ölüm, kalım, kargaşa, Hürmüz, karşılıklı atışma ve sataşmalar derken resmî idare, fiilen zayıfladı, kaybetti, Devrim Muhafızları, paralel bir devlet yahut kuvvet olarak geçen zaman içinde her şeye hâkim oldu. Bu güçle halkın iradesiyle seçilmişler arasında soğuk savaş hâli hissediliyor. Bunun bir adım sonrası, Allah korusun, iç çatışmadır.
Adını koymalı:
-28 Şubat 2026'dan beri Tahran'da yaşanan, İran'ın 15 Temmuz'udur!
Hâdise budur ve Tahran, Washington ve Tel Aviv ile en pürüzsüz sulh akdi yapsa bile İran, bu defa içeride kolay kolay durulamayacak ve darbe, hedefine yürüyecektir.
Bu dersten çıkarılacak sonuç şudur:
Eğer, Haçlı-Siyon taşeronu FETÖ terör örgütü, 15 Temmuz 2016'da muvaffak olsaydı Türkiye'de kendi devletini kuracak ve ülkeyi bir sömürge valiliği hâline getirecekti. Allah'a şükür ki Türkiye, Millet-Devlet-Hükûmet dayanışmasıyla buna geçit vermedi.
"15 Temmuz Hain Darbe ve İşgal Teşebbüsü"ne dair şu sütunda ilk ândan itibaren çok makale yazdık. Ekranlarda onlarca konuşma yaptık. Bir kitap hacmindeki o çalışmalarımıza Türkiye gazetesinin web sayfasından, dijital yayınından, keza sosyal medyadan ulaşılabilir. Bu itibarla 15 Temmuz Zaferi'nin 10. Sene-i devriyesinde bilinenleri tekrarlamak yerine yaşadığımız tecrübeden hareketle etrafımızdaki ateş çemberi gündemin MR'ını, görüntüsünü, çekmeyi yeğledik.

26