Yalnızlığın insana mahsus bir şey olmadığını biliyordu

Gülşah'ın gece boyunca yaşadığı huzursuzluk, yalnızlık ve birine karşı uyanan duygular arasında, imanın teskinedici gücü yeterli midir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, geleneksel Osmanlı döneminde bir genç kızın yalnızlığında uyanıp gelişen duygularla, dinin ona sunduğu manevi huzur arasındaki çatışmayı anlatır. Gülşah, Kur'ân okuması ve ibadet aracılığıyla rahatlamaya çalışsa da, Doğan Bey'e karşı hissettikleri duygular bastırılamaz. Peki, dinin teskin ettiği manevi huzur, insanın doğal duygularını gerçekten yok edebilir mi?

Can sıkıntısından patlayacaktı neredeyse. Yaz geceleri kısa olmasına rağmen, hiç bitmeyecekmiş gibi upuzun geldi.

GÜLŞAH, ALEV ALEV...

Sabaha kadar gözlerini kapayamadı Gülşah. Tertemiz beyaz yorganın altında kıvrandı durdu. Kalktı perdeyi aralayarak dışarıya baktı. Zifirî karanlıktan başka bir şey göremedi. Odasını aydınlatan büyük mum küçülmüştü ama idare ederdi. "Daha var. Sabaha kadar bitmez" diye mırıldandı. Duvara asılı işlemeli kılıfından el yazması Kur'ân-ı kerimi çıkardı, öpüp başına koydu. Göğsüne bastırdı nazikçe. Sessizce, içinden Yâsin-i şerifi okudu. Buğulu gözleri hepten nemlendi... "Âyet-i kerimelerin tesirinden..." dedi. Ne zaman Kur'ân-ı kerim okusa hep böyle olurdu. Biraz rahatlamıştı ama yine de bir türlü uykusu gelmiyordu...

Can sıkıntısından patlayacaktı neredeyse. Yaz geceleri kısa olmasına rağmen, hiç bitmeyecekmiş gibi upuzun geldi. Yalnızlığın insana mahsus bir şey olmadığını biliyordu. Bu sefer iyice anladı, acısını yürekceğizinde hissetti. İşlemelerini, dantellerini sandıktan çıkardı. Tek tek eliyle düzeltip, yeniden yerleştirdi. Yine olmadı. Bu hâl ne kadar devam edecekti Bilemiyordu. Nihayet kendini bitkin ve yorgun olarak yatağa attı. İçinde bulunduğu duruma, hissettiklerine şaşıyordu. Arkadaşları görseydi kim bilir ne kadar gülerdi. Babası, anası aklına geldi. Utandı hayallerinden. Başını gizlercesine iyice yorganın içine çekti. Atının üzerinde Doğan Bey beliriverdi olanca ihtişamıyla. Gülerek ona bakıyordu gözlerini hiç kırpmadan. Yüzü kızardı, terledi elinde olmadan.

Bu ani değişikliğin mânâsını bir türlü bulamıyordu. "Bu insanoğlu bir muamma!" dedi. Reçineleri hâlâ kokan tavandaki tahtaları, büyük yeşil çuha örtülü sedirin oymalarını tek tek saydı. Yan odalardan ayak tıkırtıları duyunca, uyuyormuş gibi yaptı.

Hava henüz ağarırken her sabah olduğu gibi Sultan anası çıkageldi. Başucuna oturdu incitmeden. Namaza kalkması için, biricik kızına seslendi nazikçe;

- Nazlı kızım, kalk sabah oldu... Hadi sırma saçlım... Selvi boylum kalk...