"Tek kelimeyle kıskanıyor seni, asıl sebep iseGülşah!.."

Erkara'nın kıskançlığı, Doğan'ın etrafındaki herkesin düşman listesine alınmasına neden oluyor; peki din ve namus meselelerinde sessiz kalmak gerçekten doğru bir çözüm mü?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Erkara karakterinin kıskançlığından kaynaklanan düşmanlığını ve bunun Doğan'ın çevresine yansımasını konu alır. Doğan'ın içinde bulunduğu duygusal çatışma ve Gülşah sevgisi bu kıskançlığın kaynağında yer alır. Din ve namus meselelerinde sessizliğe sığınmak, sorunları çözer mi yoksa ilerlemesine mi izin verir?

"Bana selâm veren herkesi düşman bellemiş Erkara... Bir şeyi merak ediyorum. Ne yapmışım da bu kadar kin nefret besliyor Sebebi neymiş"

Murat, Doğan'a her şeyi anlatmaya karar vermişti:

-Seninle samimi olduğum için beni de düşmanları listesine aldığının haberini göndermiş Erkara! Listesi bir hayli kabarıkmış. Emir Sultan'ın çömlek imalathanesindeki bütün dervişler, Okçu arkadaşların; Abdullah, Orhan, Karabey, güreşçilerden Deli Pehlivan, Kolkıran Mahmud, Ayıkulak Rüstem, Boğa Hasan, Atmaca Nuri, Çekirge Ali...

- Daha sayma! Neredeyse bana selâm veren herkes desene. Kendi bilir. Bir şeyi merak ediyorum. Ne yapmışım da bu kadar kin nefret besliyor Sebebi neymiş

- Ondan kolay ne var Tek kelimeyle kıskanıyor seni. Asıl sebep de Gülşah olsa gerek!..

Gülşah denilince beyninden vurulmuşa döndü Doğan. "Her şeye sabreder, katlanırım ama iş din ve namus meselesi olursa değişir" diye söylendi kendi kendine.

Doğan Bey, hır çıkarmak, büyüklerini üzmek istemiyordu. "Çirkefe taş atma..." hikmetini mırıldanarak, kaçar gibi uzaklaştı.

Kirli işte adı var,

Çok işte fesadı var,

Ne kötü inadı var,

Yazık sana Erkara!

Çetelere karışmış,

Zulümde çok yarışmış,

İyilerle vuruşmuş,

Yazık sana Erkara!

Erkara'nın ciddiyetsizliğinden, arsızlığından, yüzsüzlüğünden muhakemesini şaşırmıştı. Artık sıhhatli düşünemiyordu. Önü beyaz alçı badanalı evin önünden geçerken Süleyman Çelebiyle karşılaştı.

- Ben de eve gidiyordum amcacığım, dedi. Kafasını geri çevirip, yan gözle uzaklaşmakta oldukları beyaz badanalı evin penceresine baktı. Hayal meyal Gülşah'ı fark etti. Amcasının dikkatinden kaçmadı bu bakışma. Durumu da belli etmek istemedi Süleyman Çelebi.

Biraz daha yürüdüler. Orhaniye'ye gelen üç yol ağzında, ahşap minareli mescidin önündeki meydanlıkta irili ufaklı çocuklar oynaşıyordu. Gelenleri gören yaramazlar koşup Süleyman Çelebi'nin elini öptü. Doğan Bey'le şakalaştılar. Onlar da kiminin saçını okşadı. Kiminin hâl ve hatırını sorup, her biriyle ayrı ayrı alâkadar oldular.