Yazar, Kızıl Köşk'teki sahneyle maneviyat ve sahteliğin iç içe geçişini ele alıyor; meraklı müminlerin uzaktan gelen bir şeyhin sözlerine körü körüne teslim olma anını tasvir ediyor. İddiası, dervişlerin gerçekliğine inanıp topluca ağlayan kalabalığın bu davranışının ardında neler yatıyor? Müminlik mi, oyun mı, yoksa her ikisinin harmanı mı?
Diz çökmüş her yaştan mümin, yemeklerini yemiş, namazlarını kılmış ilk defa gördükleri, tanımaya çalıştıkları 'şeyh'lerini dinliyorlardı!
İki kafadar tüccar, Kızıl Köşk'e doğru sohbet ederek yürüyordu. Yaklaştıkları evin bahçesindeki meyve ağaçları, kıtlık senelerinin kâbuslarını hatırlatan, çelimsiz, siyah iskelet gölgeleri gibi görünüyordu. Aziz Kripto'nun azme, gayrete, çalışmaya, dair söyledikleri 'hikmetleri' dinlerken duydukları stres ve sıkıntıları, muvaffak olamazlarsa başlarına gelebilecek tehlikeleri, anlatıyor. Artık yolun sonuna az kaldığını, iyice yaklaştıklarını düşünüp seviniyorlardı. Sayılı günler ne de çabuk geçmişti. Hem bir elleri balda, bir elleri yağda yaşamış, hem de kahraman olmayı hak etmişlerdi. Asıl bundan sonraki hayat mühimdi. Anlı, şanlı ustalar mermerden, tunçtan belki de altından heykellerini dikecek, maceraları dilden dile, kuşaktan kuşağa bir masal gibi anlatılacaktı. Tatlı hayallerinden nöbetçinin "Kimsiniz" sorusu uyandırdı. O zaman Kızıl Köşk'e geldiklerini fark ettiler.
- Hey Dursunali biz tüccarlar. Tanıyamadın mı
- Ağaçların arasında tam fark edemedim. Geçin... Sizi bekliyorlar.
- Tabii böyle dikkatli olmalısın.
- Yerin kulağı var! Ne olur, ne olmaz...
Mor, parlak, mehtaplı, ılık bir geceydi. Uzaktan bülbül sesleri geliyordu. Köşkün alt kattaki geniş sofasına yumuşak kadife minderler üzerine diz çökmüş her yaştan müminler, yemeklerini yemiş, namazlarını kılmış ilk defa gördükleri, tanımaya çalıştıkları 'şeyh'lerini dinliyorlardı!
Bahçeye açılan büyük oymalı kapının tam karşısına gelen iki kafadar durdu. Daha uzun boylu olanı, açık kapıdan başını uzatıp kimseye belli etmeden misafirlere baktı. Sıcaktan ve kalabalıktan olsa gerek kapı ve pencereler aralıklı bırakılmıştı. Davetlilerin başları öndeydi. Kripto, kaz tüyü minderine bağdaş kurmuş, sedefli ceviz rahlenin üzerindeki kalın bir kitaba bakarak bir şeyler anlatıyordu.
- Hadi fazla merakta bırakmayalım.
Diyerek yavaş yavaş yürüdüler. Odaya yaklaştıkça Kripto'nun konuşmaları da iyice duyulmaya başladı. Etrafını sarmış meraklı Bursalılara neler anlatıyordu neler Çoğu yeni olan bu dervişler, nefeslerini tutmuş, onlar için tâ Mekke-i mükerremeden, Medine-i münevvereden ne sıkıntılara katlanarak gelmiş bu 'muhterem' zâtı dinliyor, anlattıklarının bir kelimesini bile kaçırmak istemiyorlardı...

4