"Gençler, sakın unutmayın! Yıldırım Han'ımızın büyük hedefleri var! Ya onlara layık olur ya da hepten ziyan olup gideriz!.."
Süleyman Çelebi konuşuyor, kalabalık dinliyordu.
"Gençler, sakın unutmayın! Yıldırım Han'ımızın büyük hedefleri var! Ya onlara layık olur ya da hepten ziyan olup gideriz. Fırsatları kaçırmamak lazım, bir daha ele geçmeyebilir! O ne derse onu yapmak için yarış içinde olmalısınız!"
Gazaya katıldık bir nice zaman,
Sayısız engeli aşarak geldik.
Kan verilen toprak, edildi vatan,
Fezada çağladık, taşarak geldik.
Verirken kurbanlar, yılmadık asla,
Kanların içinde, yüzerek geldik.
Hakikati bulduk, çetin savaşla,
İnancı mermere yazarak geldik.
Beş deniz, üç kıta, eyledik sefer,
Zulmeti kabında boğarak geldik.
Rahmet bulutuna el etti çöller,
Göklerden gürledik yağarak geldik.
Tarihin içinde bir altın yaprak,
Tuğrayla yeniçağ açarak geldik.
Düşündün mü niçin kızıl bu toprak,
Çünkü kanımızı saçarak geldik.
Devran bizim idi Han'lar kükredi,
Kılıç gibi devlet olarak geldik.
Yıpranmayan şekil yer gök süsledi,
"Ölümsüz" sevgiyle dolarak geldik
***
Doğan Bey, buraya gelmekle iyi etmişti, pek mesut görünüyordu, tâ ki ilk hocası, amcası Süleyman Çelebi önünden geçene kadar. Dalgın olmalıydı ki onu görmeden bir gölge gibi yanından geçti. Solmuş bir cübbe sırtında, öylesine emaneten duruyor gibiydi. Dar kapı eşiğindan geçerken eteklerini toplayıp üzerinden atladı, yüzüne mânâ veremediği bir ifade hâkimdi. Kalabalığa yaklaşınca herkes ayağa kalktı. "Lütfen oturun!" derken zoraki tebessüm etti. Temiz ve geniş odanın hâkim yerinde en sevdiği ceviz rahlenin, güneşte kurumuş bir kopyası duruyordu.
Selâm verip yerine oturur oturmaz söze başladı:
"Tam Hicretten bu yana 797-800 sene geçmiş. Osmanlı Devletimiz, Rabbimizin müsaade ve inayetiyle kuruluşunu tamamlamış, şimdi yükselişe geçmişti. Rumeli'de olduğu gibi Anadolu'da da hızla büyüyor elhamdülillah! Düşmanlara korku, dostlara güven veriyoruz!

9