Son günlerde Bursa, acayip insanlarla dolup taşıyordu!..

Erkara, Doğan'ı öldürmekten çekinmiyor ama kurbanının ölüm karşısındaki pervasızlığı onu kahrediyordur; peki düşmanınız sizi yok etmekten daha çok sizi aşağı çekerek mi zaferi kazanır?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Bursa'da geçen tarihi anlatıda Erkara adlı bir delikanlının, Doğan Bey'e karşı beslediği düşmanlık ve öldürme planlarını konu alır. Erkara'nın bu düşmanlığı rasyonel bir nedene dayanmaz; hatta Doğan'ın birçok iyiliği olmuştur ama Erkara yine de onu birinci düşmanı ilan etmiştir. Yazının kilit argümanı, Doğan'ın ölüm karşısındaki maneviyat ve cesareti sayesinde Erkara'nın planlarının başarısız olacağı düşüncesidir; peki çoğu zaman düşmanlık gerçek bir nedenden değil, içsel boşluk ve kıskançlıktan mı doğar?

Sırf muhalefet olsun diye Seyyid Molla İbrahim'e katılmıştı. Tam aradığı adamdı. Yiyip eğlenen böyle başka bir âlim var mıydı bu dünyada!

Erkara, delilik yapıp hır çıkaracak vaziyette değildi. İsteseydi Doğan denilen o baş belasını hançeriyle delik deşik edebilirdi. Her yerde karşısına çıkmazsa olmazdı. Ama ona dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceği günler yakındı. O Emir Sultan'ı çok sevdiğinden bu da isteyerek, bilerek sevmek istememişti. Sırf muhalefet olsun diye Seyyid Molla İbrahim'e katılmıştı. Tam aradığı adamdı. Yiyip eğlenen, vur patlasın çal oynasın diyen başka bir âlim var mıydı bu dünyada Aradığını fazlasıyla bulmuştu burada. Kendisi gibi dünya ehli olduğunu anlayınca da sadık elemanı oldu...

Önü yeni sulanmış asmalı kıraathanenin önünden geçerken canı ayran içmek istedi. Kim var, kim yok, kabilinden içeri baktı. Ak sakallı, tombul yüzlü, mor hırka ve kaftanlı biriyle, esmer, kaba bıyıklı orta yaşlarda, kalın abalı bir kişi açık pencerenin dibindeki sedirde oturmuş, fiskos bir şeyler konuşuyordu. "Herkes câmiye giderken bunların burada ne işi var" dedi Erkara. Son günlerde Bursa, acayip insanlarla dolup taşıyordu. Her köşe bucakta tanımadığı o kadar çok adamla karşılaşıyordu ki. Kafası karmakarışıktı. Sebebini tam bilemediği sıkıntılı bir vaziyette açık kapıdan içeri girdi. Boş bir köşedeki sedire hışımla ilişti.

Tavanlara bakarak ayranı yudumlayan Erkara, Doğan Bey'le hesaplaşmanın planlarını yapıyordu. "İki dünya bir araya gelse de Gülşah'ı ona bırakamam!" diye inledi. Onunla evlenince saraya biraz daha yaklaşacağını, vezir, başvezir olabileceğini düşündü. Bu izdivaca tek mâni vardı o da Doğan'dı. İstikbaline bir kara bulut gibi çökmüştü...

Dünya bir tarladır, eken biçecek,

Herkes bu diyardan, bir gün göçecek,

Ecel şerbetini, er geç içecek,

Erkara ektiğin biçersin bir gün!

Doğan'ı öldürürse kendini gizleyememe ihtimali de vardı. Gülşah, boş durmayacaktı. Ortalığı karıştıracak, kendine de yâr olmayacaktı. Önce onun gönlünü kazanmalıydı.

Sonra hasım bellediği adam ölümden, ölmekten korkmayan gözü kara biriydi. Kafası kesilince Hakkın huzuruna gideceğini, dünya gailelerinden de kurtulacağını söylediğini de çok duymuştu. Ne vakit olsa, yüzlerce sene yaşasa, yine ölümden sonra ne köy ne de kasaba olmadığını bilen bu genç adam, hakikati unutmayan ariflerdendi milletin gözünde. Bir gün sonranın, beş gün evvelin onun için ehemmiyeti yoktu. Akılalmaz cesareti, ölüm karşısındaki bu pervasızlığı onu daha yüceltiyor, kendini de bir o kadar alçaltıyor ve kahrediyordu. "İşim çok zor!" dedi. Maşrapasından bir yudum daha aldı.