Sicim gibi yağmur sokaklarda derecikler oluşturmuştu...

Erkara'nın hayalleri ve hırsı, gerçekliğin duvarına çarparak onu mahkûm ediyor—peki kendi arzularımız bizi kurtarıyor mı, yoksa zincire bağlıyor mu?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, bir kişinin hırs ve hayallerinin ona huzur yerine tedirginlik getirdiğini gösterir; yazarın iddiası, başarı arzusunun kişinin ruh halini nasıl esir aldığını vurgulayarak bu çelişkinin insani doğasında yattığını öne sürer. Ancak başka çoğu kişinin aynı arzularla huzurlu yaşaması, bu durumun tamamen kişisel mi, yoksa Erkara'nın kendi seçimleri ve davranışlarının sonucu mu olduğunu sorgular.

Yağmur tanecikleri, gizli ayak sesleri gibi tuhaf bir gürültü çıkarıyor. İntizamsız adımlarla sisler içinde intikal eden disiplinsiz leşkerleri hatırlatıyordu Erkara'ya...

Bir olan gönüller buluşur burda,

Muhabbet membaı, bizim memleket.

Nice güzelliğe kavuşur burda,

Nimetin kaynağı, bizim memleket.

Nasibi olanlar, arar bulurlar,

Evinde barkında rahat kalırlar,

İbadet taattan, memnun olurlar,

Gönüller durağı, bizim memleket.

Doğan'ın gayesi gayet uludur,

Gönül dostlarının uğrak yoludur,

İçi dışı inci, mercan doludur,

Cevher ocağıdır, bizim memleket.

***

ERKARA BİR MUAMMA!..

Bu sabah şiddetli bir baş ağrısıyla uyandı Erkara. Hava ılık ve yağmurlu olmasına rağmen soğukmuş gibi geldi. Titredi. Uzanıp pencereden baktı. Sicim gibi yağmur sokaklarda derecikler oluşturmuştu. Sıkıldı arkası üstü uzandı. Yalnızlığından mı ne Yağmur tanecikleri, gizli ayak sesleri gibi tuhaf bir gürültü çıkarıyor. İntizamsız adımlarla sisler içinde intikal eden disiplinsiz leşkerleri hatırlatıyordu ona.

Yapacakları aklına geldi. Bıyıklarını büküp derinlere baktı uzun uzadıya. Gülşah'ı kendi rızasıyla ikna ederek alacak. Olmazsa kaçıracaktı. Başka makul yol aklına gelmiyordu. Lakin her defasında da dağ gibi Doğan karşısına dikiliyor. Önünü göremiyor, mantıklı bir yol bulamıyordu.

Uzandığı yerden doğruldu. Bağdaş kurdu oturdu, olmadı. Yüzükoyun yattı. Sağa döndü. Sola döndü. Ne yaptıysa bir türlü rahat edemedi.

Erkara, kâbus içinde uzandığı yerden yer yer çentiklenmiş direklerin tuttuğu, odanın tavanını seyretti bir müddet. "Acaba hayale benzeyen bir gerçek yok mudur Olsaydı mutlaka mesut ve bahtiyar denilen şey de olurdu" dedi. Sinirlenerek bıyıklarını kemirdi durdu.

O kadar çok arkadaşı vardı, hiçbirinden de herhangi bir şikâyet duymamıştı. Herkes hayatından oldukça memnundu. Yalnız kendisi huzursuz ve doyumsuzdu. Oysa o neler istemiyordu ki Önce Gülşah'la evlenmek... Sonra vezir olmak... İcap ettiğinde devletin hepten başına geçmek... Seyyid Molla İbrahim Efendi de hep öyle demiyor muydu "Sen bey değil sultan olmaya layıksın Erkara Bey. Sen bütün insanların hürmet edeceği biri olmalısın... Sen... Sen..." Aziz arkadaşları, başta Aşır da farklı düşünmüyordu. "Er geç buranın tek hâkimi siz olacaksınız bey... Bunu adım gibi biliyorum..." deyip hakkı teslim etmiyor muydu