"Bütün aile efradımızla yüksek iradenize amadeyiz. Doğan Bey'imiz seher vaktinde verdiğiniz emir mucibince helâlleşerek sefere çıktı Sultan'ım."
Müfteriler kaçarken, bizler emekliyoruz,
Yiğit ruhu arıyor, yiğitler bekliyoruz!
Padişah, mesuliyetsiz hayatın hayvanlara, ölülere yakışacağını, tebaanın, sultana ve emirlerine uyması gerektiğinin lüzum ve ehemmiyetini, tarihten örnekler göstererek anlattı. Âyet-i kerime, hadîs-i şerifler okudu, mânâlandırdı. Kulların, padişaha ve davetine icabet etmemelerinin küfre düşmeye sebep olabileceğini, üzerine basarak izah edip açıkladı.
Haklı bir gazabın neticesinde, sert bir bakışla, uzun kara kirpikli, iri şahane gözlerini, boynu bükük Süleyman Çelebi'ye dikti. Bu bakışta sevgi, şefkat ve sağlam bir iradenin kıvılcımları saçılıyordu. Süleyman Çelebi, alevler içinde tutuşan bir çıra gibi yanıyor, kıvranıyordu. Acıyla;
- Boynumuz kıldan incedir Padişahım!..
Dedi. Bir adım öne çıktı.
- Bütün aile efradımızla yüksek iradenize amadeyiz. Doğan Bey'imiz seher vaktinde verdiğiniz emir mucibince helâlleşerek sefere çıktı Sultan'ım.
Gazi Evrenos Paşa bir adım ileri çıkarak zat-ı şahanelerinden söz istedi.
- Efendim bu hadisenin devamı mahiyetinde bir iz peşinde Doğan Bey'imiz. Bugün olanları bildirir, vakit kaybetmeden lazım gelen tedbirleri alırız bi-iznillah-i teâlâ. Hünkârım, efendimiz müsterih olunuz.
Deyip ilk yerine çekildi.
- !!!
Yıldırım Han'ın soluk çehresi değişti. Ellerini ovuşturdu. Tahtın etrafında döndü. Gözlerini kıstı.
- En kısa zamanda bu densizleri burada görmek istiyorum!..
Diye gürledi.
İşlemeli kapının her iki yanında bir gölge gibi, bekleşen hademe ve teşrifatçılar ayaklarının ucuna basarak, ses çıkarmadan hareketlendi. Sert adımlarla ilerleyen sultan, göz açıp kapamadan dışarı çıktı.
Ak mermerden yontulmuş nebatat kabartmalarının süslediği merdivenlerden çıkarak, hareme doğru yürüdü.
Padişahı takip eden saraylı, basamaklardaki ıslaklığı görünce, şaşırdı, gözleri büyüdü. Sultan'ın kapıdan geçip gidişine ve yerlerdeki damlalara korkuyla bakakaldı. Avluda uzaklaşan adımları işitirken;
- Yıldırım Han ağlıyor!.. Dedi.
Üç beş kuruş pula nasıl satıldın
Nerde kemik varsa ona atıldın,
Gidip soysuzlara hemen katıldın,

31