Halk sabahtan beri yiyip içiyordu. Neredeyse ayakta duracak hâlleri yoktu. Kâbus'un ayağa kalkmasıyla hizmetçiler harekete geçti.
Kâbus, konuşurken kafası hep Osmanlı eşkıyalarının(!) nasıl parçalanacağındaydı. Onların feryâd u figanlarını, yalvarıp el etek öpme istemelerini, seyredenlerin büyümüş gözlerle o canavarlara bakmalarını ve daha neleri düşünmüyordu ki...
Rahat koltuklarına gömülerek merasimi beklediler.
Halk sabahtan beri yiyip içiyordu. Sarhoş olmayan kalmamıştı.
Neredeyse ayakta duracak hâlleri yoktu. Kâbus'un ayağa kalkmasıyla hizmetçiler harekete geçti, ellerindeki dolu kadehleri takdim etti, geri çekildiler. Bütün gözler Kâbus'un üzerindeydi. Elindeki kadehi yukarı kaldırarak, seyirciyi selâmladı. Uğultu hâlinde alkış koptu. "Öldür! Öldür! Öldür!" haykırışları dağı, taşı inletiyordu.
"Dünyanın nizamı böyle kurulmuş! Muhammedîler, asılacak, kesilecek köle, bizler efendi! Hiçbir güç bu kaidenin dışına çıkamaz. Çıkmaya teşebbüs edenlerin hâlini göreceğiz biraz sonra!" diye söylenerek halkına el salladı. Hep gülüyordu, muzaffer ve muvaffak olmanın sarhoşluğuyla.
Davullar, sazlar çalmaya, borular öttürülmeye başladı. Bir curcunadır ki durdur, durdurabilirsen...
Maria, babasını da tam sarhoş ettiğinden emin olduktan sonra, silahlı zevatı da kontrol etti. Yanı başlarına en keskin fıçıları gönderdi. Ayakta duramayacak, gözlerinin önünü göremeyecek şekilde sarhoş olmalarını istiyordu.
Erkara ve adamları, içer gibi görünüyor, sevinçlerine iştirak etmekten geri kalmıyorlardı.
Kâbus, Erkara'nın elini tuttu.
- Gördün ya şu Prensesi. Şimdiye kadar bu kadar güzel birini tanıdın mı
- Mümkün değil! Nereden tanıyacağım lordum
- Şu saçlara bak! Yapma değil. Gerçek kendi saçı. Benimkilere ne kadar benziyor değil mi
- Tıpkı sizin saçlarınız.
Saçmalıklarından da ne kadar sarhoş olduğu iyice belli oluyordu.

16