İhtişamlı bina göz kamaştıracak derecede parlıyordu...

Aziz Kripto, sorulacak soruları ve bunlara verebileceği cevapları düşünüyordu. Kendisine iltifat eden askerlerin hareketlerini görecek hâlde değildi bile!

Taş duvarların dibinden yürüyüp, büyükçe bir kapının önünde durdular. Askerlerden daha uzun boylu olanı çevik bir hareketle ileri atılarak sıkılmış bir yumruk biçimindeki pirinç tokmağı iki defa tıklattı. Fazla beklemeden ağır kapı gacır, gucur sesler çıkararak ardına kadar açıldı. Yer yer yabani otların bürüdüğü üzeri açık bir avludan geçtiler. Beyaz, ihtişamlı bir bina, ay ışığında mermerdenmiş gibi göz kamaştıracak derecede parlıyordu. Gelenleri gören iki mızraklı, kılıçlı asker, "kutsal emanet"i teslim aldı. Öndekilerle fısıldaşarak bir şeyler konuşup, beyaz binaya doğru yürüdüler.

Aziz Kripto, sorulacak soruları ve bunlara verebileceği cevapları düşünüyordu. Kendisine iltifat eden askerlerin hareketlerini görecek hâlde değildi bile. Hiç de alışık olmadığı parlak mermer zeminde düşecek gibi oldu. Askerlerin yardım etmelerine fırsat vermeden kendini topladı. Koca koca mumların gündüz gibi aydınlattığı odaya girdi. Askerler saygıyla geri çekilerek kapı önünde beklemeye başladılar.

Geniş bakımlı bu odada büyük kristal bir aynanın karşısında üç kadın, gelen misafiri tepeden tırnağa soydular. İç çamaşırlarıyla kalan aziz Kripto, utanır gibi oldu. Kıl yumağı hâlinde bir kafa, bal kabağı yutmuş gibi karın ve ince kıllı bacakları ile komik görünüyordu. Kadınlar, gülmemek için dudaklarını ısırıp verilen vazifeyi yapmaya çalıştılar. Şık, yeşil ipekten gayet ağır bir elbise giydirdiler. Çorapları giydirirken ayaklarının kirliliği ve yayılan ağır koku dayanılacak gibi değildi, âdeta insanı delirtiyordu. Saçını sakalını ılık bir suyla itinayla yıkayıp gül suyuna batırılmış havlularla kuruladılar.

Aynanın karşısındaki bir tabureye oturtulan azizin birbirine karışmış saçlarını sakallarını nazikçe taradı, uzamış tırnaklarını kestiler. Gümüş gibi parlak makaslarla sakalından, bıyıklarından aldılar. Kadınlardan biri çeşitli şişelerdeki allı, morlu sulara pamuktan yapılmış zarif yastıkçıkları batırıp boynunu, kulaklarını, el ayak parmaklarını sildi. Üzerine güzel kokulardan serpiştirdiler. Sonra da şezlonga oturup, eserlerine hayran sanatkârlar gibi süsledikleri bu azizi seyre daldılar. Kristal aynada kendine bakan Aziz Kripto, bir şey söylemiyor, gülümsüyor, yapılanları mübalağalı buluyor. "Acaba sahi mi" mânâsında, yan gözle de kadınlara bakıyordu.