"Hiç gözüm tutmamıştı bunları amma ne yaparsın ki.."

"Adamlar, her kılık ve kıyafette, ellerini, kollarını sallayarak içimizde dolaşmışlar. Biz de acayip bir şekilde uyumuşuz meğer."

Gelenler aralarında konuşuyorlardı:

- Şu ihtiyar, "Vâiz-i muazzam!" değil mi

- He, ya! Ta kendisi.

- A, a! Bu da dilenci, Karakuru!

- Yanındaki de bizim mahallenin dilencisi! Hele bak şunlara!

- Biz de acıyıp dururduk hâllerine. Asıl acınacak bizlermişiz de haberimiz yokmuş!

- Ooo! Tüccar efendiler de burada!

- Hiç gözüm tutmamıştı bunları amma ne yaparsın ki

- Adamlar, her kılık ve kıyafette, ellerini, kollarını sallayarak içimizde dolaşmışlar. Biz de acayip bir şekilde uyumuşuz meğer.

- Uyutmuşlar desen daha doğru olur!

- Ama uyumayanlar da, haberi olanlar da var!

- Kimler

- Yıldırım Hanımız, Emîr hazretleri, Beyazıd Paşamız ve bütün paşalar.

- Doğan Bey, Erkara Bey.

- Erkara Bey'in benim dünyamda yeri yok!

- Öyle deme! Sen neticeye bak...

Daha nice izahlar, fikir yürütmeler altında iyice kalabalığın içine girmişlerdi gelenler.

Hiçbir Hurufi, Osmanlıyla omuz omuza olur muydu Şansa bak ki şimdi tam ortalarındaydı.

Sahte vâiz ve adamları çok endişeli ve düşünceliydiler. "Hiç Hurufi yok mu İçinizde bize destek olacak insan kalmadı mı İmdat! İmdat!" diye bağırmak için ağzını açtı. Kalbinden kopan acı bir düğüm boğazını tıkadı. Sesi bir türlü çıkmıyordu. Sanki o an vücuduna tepeden tırnağa inme inmişti. Yalnız yaş dolu gözlerle boş boş bakındı. Neden sonra cesaretini topladı. Tanıdık birilerini arar gibiydi. Maalesef Kripto ile birlikte olduklarında yanlarına gelenlerden hiç kimsecikler yoktu ortalıkta. Sanki yer yarılmıştı da hepsi içine girmişti. Ne kara çuhalı, ne bıyıkları ağızlarına dolan, ne de haşhaş bakışlı kimsecikler ortalıkta görünmüyordu. Oysa altı ay boyunca Kızıl Köşk, Kara Konak bu adamlarla dolup dolup boşalırdı. Daha birkaç hafta öncesine kadar el, etek öpenler, sadakat yemini edenler nerelerdeydi acaba Tabii bunlar da Erkara gibi önce dost görünmüş, sonra da hatalarını anlamış dönmüşlerdi demek. "Kahrolasıcalar!" dedi içinden. Dişlerini sıktı Hurufi.