"Efendim! Sultan'ım! Asıl müjdemizi veremedim..."

Emîr Sultan, yeşil bir çuhaya sarılmış destelerle kâğıtları açtı. Bütün gözler oraya çevrilmişti. Padişahın gülen yüzü al al oldu.

Yıldırım Han:

-Durmak, dinlenmek bizim işimiz değil. Bir muharebe bitiyor, diğeri çıkıyor. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de, bizi, biz eden değerlerimize saldırmalar başladı. Hak ve bâtıl mücadelesi bitmeyecek kıyamete kadar da.

- !!!

Geç vakitlere kadar konuşulacak her şey konuşuldu, fikirler beyan edildi. Padişah gitmeye hazırlanırken;

- Efendim! Sultan'ım! Asıl müjdemizi veremedim.

Diyerek ilerledi Emîr Sultan. Yeşil bir çuhaya sarılmış destelerle kâğıtları açtı. Bütün gözler oraya çevrilmişti. Padişahın gülen yüzü al al oldu. Beyaz, pürüzsüz ellerini uzattı. Tahtın önüne geldi. İri şahin bakışlarını sarı, taze mürekkep kokan demet demet kâğıtlara dikti.

- Hayırdır Emîr'im! De hele neymiş müjdemiz

Diyerek tebessüm etti. Oradakilere yaklaşmalarını işaret etti.

Sırma perdenin önünde birer hayalet gibi duran zevat, hafif adımlarla, yere basmıyor gibi hareket ederek, göz açıp kapamadan, çabucak yaklaştılar.

Emîr Sultan, incitmeden ilk sayfayı Sultan'a uzattı. Birkaç mısra da okudu.

Allah adın zikredelim evvelâ,

Vâcib oldur cümle işte her kula.

- İşte, Süleyman Çelebi'mizin gümüş gözyaşlarıyla yazdığı altın mısralar... Şol densize cevap olan "Vesiletün Necat" kitabı Sultan'ım. Okuyan âşık oluyor.

- !!!

İri ve ateş saçan nemli gözlerini, uzatılan sayfalara diken padişah, huşu ve hudu içinde bu mısraları tekrarlarken, okuduklarını tahtın çıkıntısına bıraktı. Gözlerini sayfalardan ayırmadan, güçlü parmaklarıyla, sanki görünmez birini çağırıyor gibi işaret edip kuvvetli pehlivan pençesiyle, tahtın kenarlarına vurdu. Saray kâtibi hemen geldi. Edeple kollarını önünde tutarak, bekledi.

- Çelebi'min bundan sonra, bütün ihtiyaçlarını ben karşılayacağım, bi-iznillah. Hemen şimdi, bin altın has malımdan verile. Bu hâl, her ay muntazaman tekrar edile.

Diye yazdırıp okuttu. Sonra da;

Allah adın zikredelim evvelâ,