Edepsiz adamın üzerine atılıp lime lime etmek istedi onu!..

Gülşah, duyduğu hâlde cevap vermedi. Muziplik olsun diye oyunu devam ettirmeye kararlıydı. Bulunduğu yerden başka bir kuytu bölüme geçti.

Dilara, ellerini ağzının iki yanında tutarak;

- Güülşaahhh! Güülşaaaahh!

- !!!

- Gülşaaah!

Diye bağırdı. Bir cevap alamayınca da oturma alanına doğru yürüdü.

Gülşah, duyduğu hâlde cevap vermedi. Muziplik olsun diye oyunu devam ettirmeye kararlıydı. Bulunduğu yerden başka bir kuytu bölüme geçti. Gül ağaçlarının ve sarmaşıkların yoğun yapraklarından saklanması çok kolay oluyordu. Yanı başındaki ağaçların arasında bir sarsıntı, bir dalgalanma oldu. Dikkat kesildi. "Kedi veya köpekler girmiştir" diye aklından geçirdi. Önce mühimsemedi. Hayallerine daldı. Tozpembe bulutların üzerinden Doğan'ına doğru uçuyordu ki;

"Gülşah!" Diyen bir erkek sesi duydu. Pek yakından fısıltılı olarak geliyordu, ürktü. Yanlış anlamadıysa bu ses pek de yabancı değildi. Kendini topladı. Kuşağındaki hançerini yokladı. Evet yerinde duruyordu. Dikleşti, bekledi;

- Gülşah'ım! Korkma benim! Kara sevdalın, âşığın, uğruna bütün dünyayı yakacak adam!

- !!!

- Sus! Cevap verme ne olur!

- !!!

Gülşah'ın hırsından yüzü kıpkırmızı olmuştu. Dudakları titriyor, kalbi küt küt atıyordu. Elâ, iri gözleri yuvasından çıkacakmış gibi fıldır fıldır dönüyor, burun delikleri yol isteyen tay gibi kalkıp iniyordu. Kızların yanına kaçmak istedi. Bir boşluk bulamadı. Her taraf sık ağaçlarla kaplıydı. Tek çıkış yerindeyse, yüzü gibi, kalbi de kara olan, çirkin bir adam duruyordu.

- Bu ne telaş, bu ne öfke böyle kız

- !!!

Gülşah, edepsizin üzerine atılıp onu lime lime etmek istedi. İşi büyütmeden, dile düşmekten korkuyordu. Erkara'nın maksadı da bu olmalıydı. Tuzağına düşmemeliydi. En iyisi meseleyi, ilm-i siyasetle hâlletmekti. Öyle de yaptı.

- Bir haber aldım ki, Doğan Bey gelmekteymiş... Sevincim de telaşım da ondandır...

- Doğan Bey'e meylini bilirim... Ama beyhûde bir sevdadır bu... Onun gelişi, kalıcı değildir ve bu hep böyle olacak. Oradan oraya...