Çeşme başını, güreş tuttuğu yiğitleri tek tek hatırladı...

Doğan Bey'in uykusuz gecelerinde vicdani hesaplaşması: hüsnüzan edemediği Erkara'ya karşı şüpheci tutumunu sorgulaması, değerleri ve içgüdüsü arasındaki çatışma nereden kaynaklanıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, hüsnüzan ve adalet arasındaki dengeyi tematik olarak ele almakta, Doğan Bey karakteri üzerinden temelsiz şüphenin vicdani ağırlığını sorgulamaktadır. Kendi açıklaması 'Delikanlılığa sığar mı' söylemiyle, yiğitlikten beklenen ahlaki davranışın gerçekle uyuşmadığını göstermektedir. Peki, şüphe duymamak için ne kadar kanıt gerekir, yoksa hiçbir kanıt vicdani muhasebeden bizi kurtaramaz mı?

Mis gibi lavanta kokan yün yatağının içinde sebebini bilemediği duygular içindeydi Doğan Bey. Gözlerini kapadı, ne yaptı ettiyse bir türlü uyuyamadı.

Parlak ay, sıcak gece şirin ev sakinlerine fena tesir etmişti. Gündüzden daha ziyade sataşıyor, neşelenip gülüşüyorlardı. Matlube Hanım, mutfağa gidip gelişlerinde ayrı bir dörtlükle muhterem Çelebisini köşeye sıkıştırıyor, hikmetli söylemesine fırsat vermiyordu. Her defasında sütanacığını alkışlayan Doğan Bey'in elleri acıdı. Pencereden ışıl ışıl parıldayan aya baktı, gülümsedi. Gecenin derinliklerinden gelen cırcır böceği sesleri sanki onların neşesine iştirak ediyor, sevinçlerini paylaşıyordu.

Matlube Hatun elindeki kâğıdı "Al oku evladım..." deyip Doğan Bey'e uzattı. O da hissederek, zevkle okudu:

Devletlere hükmeden,

Cihana sultansın sen.

Hükmü canlara geçen,

Can içinde cansın sen.

Bakışın bin can alır,

Derdin içinde kalır,

Arayan seni bulur,

Âşığa ayansın sen.

Kanatsız kuş uçurur,

Rüzgâr görünce durur,

Devler korkup kudurur,

Sultan Süleyman'sın sen.

Görse güneş tutulur,

Ay doğmaya utanır,

Tanıyan şaşıp kalır,

Yusuf-u Kenan'sın sen.

Yüzün nurlar nurudur,

Müminin huzurudur,

Seven canın unutur,

Sultan-ı cihansın sen.

Matlube ne söylersin

Süleyman seyredersin,

Hep sırları gizlersin,

Sözüne hâkimsin sen.

***

UYKUSUZ GECELER...

Upuzun uzandığı mis gibi lavanta kokan yün yatağının içinde sebebini bilemediği duygular içindeydi Doğan Bey. Gözlerini kapadı, ne yaptı ettiyse bir türlü uyuyamadı. Güzeller güzeli Gülşah'ı düşündü. Çocukluğunu, at binip zümrüt yeşili çayırlarda delicesine koşturmalarını, daha dün sabah ava giderken çeşme başını, güreş tuttuğu yiğitleri tek tek hatırladı. "Yiğitler... Ah yiğitler..." diye söylendi.