Yazı, bir edebiyatçının eserlerini tamamlamadan önce yakın çevresiyle paylaşması ve onların tepkisine göre şekil vermesini anlatıyor. Yazar, bu sürecin sanat yaratımının ayrılmaz parçası olduğunu göstermek istiyor. Ancak böyle bir pratik, yazarın orijinal vizyonunu korur mı, yoksa diğerlerinin baskısı altında ezilerek değiştirir mi?
Süleyman Çelebi yazdıklarını önce Doğan Bey'e ve Matlube Hanım'a okurdu. Onlardan alacağı tepkiye göre, son şeklini verirdi!
Neden sonra gözlerini ovarak silen Süleyman Çelebi, rahlesinin yanı başında duran kâğıtlardan birini çekti. "İşte en son yazdığım şiir" dedi. Okumak üzere yastığına yaslandı. Ayaklarını bağdaş yaptı. Nefesini birkaç kez derince alıp verdi.
Süleyman Çelebi yazdıklarını önce Doğan Bey'e ve Matlube Hanım'a okurdu. Onlardan alacağı tepkiye göre, ya son şekli verilmişlerin, ya bir daha gözden geçirileceklerin, ya da çöpe atılacakların içine koyardı metinlerini. Okurken heyecanlanır, kendinden geçerdi. Her mısra ve kelimenin hakkını noksansız verir, mânâsını iliklerine kadar duyar, bizzat yaşar gibi, sindire sindire okurdu. Krem rengi parlak bir kâğıda yazdığı dörtlüğe baktı. Hane halkına döndü;
- Aynen okuyorum. İlk defa siz duymuş olacaksınız. Düzeltilmesi gereken yerler olursa söyleyin.
- Estağfirullah amca...
- Sizi dinliyoruz bey...
- Madem öyle dinleyin bakalım...
Benim iki göz bebeğim var, iki de canım,
Birisi yiğit Doğan'ım, diğeri de hanım.
Cenâb-ı Allah hayırlı ömür versin onlara.
Bütün âl-i Osman'a ve ihlâslı kullara...
Şimdi Doğan Bey, ne yapacaktı Kelimeleri inci gibi dizen söz ustası, canı gibi sevdiği, baba bellediği bu numune insana karşı bir şeyler demeliydi. Kayıtsız kalamıyordu şiir ziyafetine. Elinden de fazla bir şeyler gelmiyordu. Pratik çözüm lazımdı. O da hemence geliverdi aklına. Bilmem hangi şairin, hangi hadiseden etkilenerek yazdığı bir kıtayı el, kol hareketi yaparak okudu.
- Bakın muhterem Çelebi amcacığım ve anacığım. Şair Doğan neler söylüyormuş görün bakalım
Padişah olsan da derler; "Er kişi niyetine."
Var musallada yatan mevtaya bak da ibret al!..
Bir kefendir akıbet, sermaye-i beğ ve fakir,
Varlığa mağrur olan, mecnun değil de ya nedir
Boş sofraya bakan Matlube ana gülümsedi. Bir muziplik düşündüğü açıkça anlaşılıyordu. Odanın tavanlarına baktı. Şehadet parmağını ısırır gibi yaptı. Sonra da;

6