*Din, siyasete alet edilmemelidir. Çünkü her siyasi görüşten insanın Din'e ihtiyacı vardır. 'Din, umumun mukaddes malıdır'. Tekelcilik zihniyetiyle Din, sadece bir siyasi görüşe hasredilirse, siyasi rekabet, siyasi tarafgirlik, Din'i inhisarına alan siyasi parti ile birlikte, Din'e karşı da yapılır. Bu ise Din'e yapılacak en büyük kötülük olur.
*Her şey Din'e hizmet için kullanılmalıdır, Çünkü İslâm Allah'ın nizamıdır ve insanların hayrına olarak vaaz edilmiştir (Allah'ın emrettiği; Adalet, meşveret, hak-hukuk, liyakât, emniyet, doğruluk, emanete riayet, çalışma, aklı kullanma, ilim, medeniyet, vs, insanlar içindir). Hayırın, iyiliklerin yayılması, kötülüklerin, şerlerin önlenmesi, insanların huzur bulmasına ve toplumun mutluluğuna hizmet olur.
*Din, siyasete alet edilmediği gibi, siyaset de, dinsizliğe alet edilmemelidir. Bu sefer de, dinsizlik yayılır ve inanan insanlara baskı artar. İnanan insanlar siyasete cephe alır ve siyaset dışı kalır. Bir zümrenin siyaset dışı kalması da toplumsal barışı bozar.
*Siyaset, toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek projeler geliştirme, problemlere çözüm arama sanatı olmalıdır. Siyasi aktörler, topluma meseleleri nasıl çözeceklerini, fertlerin refah seviyelerini nasıl yükselteceklerine dair müşahhas projeler sunmalıdırlar. Ekseri gelişmiş medeni toplumlarda bu, nisbeten böyledir. Ama gelişmemiş otoriter toplumlarda siyaset, çözüm odaklı olmaktan ziyade, tarafgirlik, ötekileştirme-düşmanlaştırma esasına dayandırılmaktadır. Siyasetin merkezine 'biz ve onlar, dost-düşman, beriki-öteki, bizim mahalle-karşı mahalle, bizim kavim-öteki kavim, vs-vs', yerleştirilirse buradan hayır çıkmaz, sadece ve sadece bölünüp, parçalanma ve düşmanlık ve fitne çıkar. Bir toplumda fertler arasında düşmanlık olursa, o toplumda huzur olmaz ve devlet yıkılmaya mahkum olur.
* Bir kimsenin bâtınını, kalbinde olanı ve niyetini bilemeyiz. 'Bu her ne kadar şöyle, şöyle... söylese de veya bunu bunu... yapsa da, bu aslında şöyle şöyledir... veya bunu yaptığına bakmayın aslında niyeti böyle böyledir....' diye ne zahiren yapılanı reddeder ve ne de bâtını bilme, niyet okuma yaparız. Buna ne hakkımız var, ne de haddimiz. Bunu biz bilemeyiz. Batını, niyeti ancak Allah bilir. Şeriât zahire bakar. Ne söylendi-söyleniyor ve ne yapıldı-yapılıyor Vaatler yerine getiriliyor mu Hüküm de buna göre verilir.
*Biz zahire göre hareket ederiz. Firâsetiyle bazı niyet okuması yapanların hükümleri de kendilerini ilgilendirir ve bağlar. Umumu, geneli bağlamaz. Onların da sezgilerini umumi mânâda açıklamaları uygun olmaz.
*Bir insan açıkça Allah'ı, iman esaslarını, Resûlellah'ı inkâretmiyorsa ve 'Lâ ilâhe illallah Muhammed-ün Resûlellah' diyorsa, o, müslüman olarak kabul edilir. 'Bu her ne kadar şehâdet getiriyorsa da, bakmayın ona, bu aslında şöyle şöyledir....' diye zemmedemeyiz. Veya bir insan, içki içiyorsa, 'onu kötülemeyin, o, aslında ilaç niyetine içiyor, niyeti hâlistir' de diyemeyiz. Yine birisi zina yapıyorsa, 'bakmayın onun bu yaptığına, onun niyeti kötü değil, seviyor, iyilik yapıyor, birinin ihtiyacını karşılıyor, badeleme yapıyor' da denemez.

12