*Merkez devletler genelde kurdukları uluslararası düzenin devamından yanadırlar. Çünkü düzeni çıkarlarına göre düzenleyenler onlardır. Kurdukları sömürü düzenini devam ettirmek için her türlü aracı kullanmayı meşru görürler. Merkez devletler kendi kültürlerini ve hayat tarzlarını yarı merkez ve çevre devletlerin halklarına benimsetmeye çalışırlar. Yarı merkez ve çevre devletler bazen isteyerek, bazen de istemeyerek sömürgeci kültürünü benimsemişlerdir.
*Kurtuluş savaşının kazanılmasıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti, 'Muasır medeniyet seviyesine çıkma iddiasıyla', 'Batı merkez devletlerinin modernleşme sürecine gönüllü olarak girmiştir. İkinci Dünya savaşından sonra, dünya düzeni iki kutuplu bir sisteme geçmiştir. Bir tarafta ABD merkezli Avrupa devletleri, diğer tarafta da SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) devletleri. İkinci Dünya Savaşından sonra SSCB'nin Kars bölgesi ve Boğazlarda hakimiyet kurma tehdidi karşısında Türkiye ABD merkezli Batı bloğuna yanaşmıştır.
Türkiye bir taraftan, ABD merkezli Batı bloğu tarafından NATO ile SSCB'ne karşı korunurken, diğer taraftan da Marshall yardımları, Truman Doktrini projeleriyle sanayiye dayalı kalkınma modeli yerine Tarıma dayalı bir ekonomik modele geçmesi istenmiştir. Aynı zamanda Türkiye, ekonomik, askeri, kültürel ve siyasi alanlarda ABD merkezli bloğun etkisi altına girmiştir. Türkiye coğrafi konum bakımından dünyanın önemli enerji kaynakları ve yolları üzerinde bulunmaktadır. Bu yüzden Türkiye Batı bloğu tarafından her zaman yabana atılamayacak bir devlettir.
Bu yüzden bu emperyalist devletler, meşru olmayan usullerle ve çeşitli ilişkiler ağıyla (derin devlet, Siyonist teşkilatlar vs.) devlette ve toplumun çeşitli kesimleri içerisinde faaliyette bulunmuşlardır. Bu gayr-ı milli ve gayr-ı meşru unsurlar, devletin güvenlik politikaları önceliğinden, insanların manevi ve dini hassasiyetlerinden faydalanarak bir güç alanı elde etmişlerdir.

9