Allah'ın Nizamı İslâm (24)

Allah'ın Nizamı İslâm (24)

Prof. Dr. Yusuf Özertürk

İSLÂM'IN KAYNAKLARI

A-KUR'ÂN

Kur'ân'ın Muhtevası

III- Hak -Adalet-Devlet

1a-ADALET

*Adâlet; Arapça ADL kökünden gelir. Yine aynı kökten bir masdar-isim olan ve "orta yol, istikâmet, eş, benzer, misil, bir şeyin karşılığı" gibi mânâlara gelen adl kelimesi, sıfat olarak kullanıldığında âdil ile eş anlamlı olup aynı zamanda Allah'ın isimlerinden (esmâ-ül hüsnâ) biridir (EL ADL). Adâlet, davranış ve hükümde doğru olmak, hakka göre hüküm vermek, eşit olmak gibi mânâlara gelen bir masdar-isimdir. Adalet, ifrat ve tefrit arasında orta yolu takip etmektir. Haklıya hakkını, haksıza da cezasını vermektir. Suç ve cezada eşit davranmak, zulmü terk etmektir. Adalet, verilen ile hak edilen arasındaki dengedir. Adalet, ölçülü davranarak, karar vermek, ölçmek, bir ölçüye göre davranmak mânâlarına gelir.*Adâlet; Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetmedir. Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı vermedir. *Adâlet; Hakka dayanma, insaflı ve doğru olmak, herşeye hakkını vermektir. Adalet, istikâmet ve hakkaniyettir.

*Adâlet; Hukuki yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanmasıdır.

*Adâlet; Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadislerde genellikle "düzen, denge, denklik, eşitlik, gerçeğe uygun hükmetme, doğru yolu izleme, takvâya yönelme, dürüstlük, tarafsızlık" gibi anlamlarda kullanılmıştır (1).

*Adâlet; Nefsin (hevânın) gelişigüzel istek ve telkinlerinden etkilenmeyen istikrarlı bir doğruluk ve ahlâk kanununa itaâtle gerçekleşen ruhî denge ve ahlâkî kemâldir. *Kur'ân-ı Kerîm'de İslâm toplumunu tanımlamak için ifade edilen 'Ümmeten vasatan' (vasat ümmet) tâbirindeki vasat kelimesi de bütün müfessirlerce 'adâlet' mânâsında yorumlanmıştır (2).

*Allah, adâleti bir kemâl (üstün) sıfat olarak bildirmiştir. İslâm ahlâkı, cemiyet hayatında aşırılıklardan uzak, dengeli ve barışçıl bir hayat tarzını tavsiye etmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de; Adâletli olmayan kişi dilsiz, hiçbir işe yaramayan, âciz bir köleye benzetilmiştir. Zalim olanın, adâletli olanla bir tutulamayacağı bildirilmiştir (3).

* Allah, insanların erdemli, ahlâklı olabilmeleri için adâletli olmalarını şart koşmuştur (4,5,6).

YARATILIŞIN ESASI ADÂLETE DAYANIR

*Adâlet, Kâinat'ın mayası, temelidir. Allah, sistemini adâlet üzere kurmuştur. Adâlet, dengeyi, ölçülü tekâmülü sağlar. Adâletsizlik, normalden sapmaya, zararlı anormal gelişmeye yol açar (insan'da ve Tabiat'ta görülen anormallikler). Adâletsiz, maddî- manevî hiçbir şey ayakta kalamaz. Adâletsizlik fıtrata (yaratılışa) aykırıdır. Adâletsizlik sonunda kaos ve yıkım getirir.

*Allah'ın kanunlarında hep ADÂLET İLKESİ işlemektedir. Kâinat'ta milyarlarca yıldır işleyen düzende (Solar sistem, Galaksiler arasında işleyen kanunlar) bir sapma görülmez. Bu kanunlardaki çok küçük sapmalar bile kıyametin kopmasına sebep olabilir.

*Allah, Kâinat'ta işlettiği kanunlar gibi, insanların cemiyetlerinde de düzenin sağlanması (zulmün, adâletsizliğin olmaması) için kanunlar vaaz etmiştir. Bu kanunların temeli adâlet ilkesine dayanır. Allah, insanları imtihan edeceğinden dolayı, Kâinat'ta işlettiği kanunları gibi, sosyal alanda cari olacak kanunlarına (şeriât) insanları icbar (mecbur) etmemiştir. Ancak teşrî (dinî-şer'î) kanunlarına da uymayı şiddetle tavsiye etmiştir. Ve seçimi de insanın/insanların hür iradesine bırakmıştır. İnsan/insanlar hür iradesi/ iradeleriyle İslâm'ı kabul etmeleri gerekir. İcbar (zorlama) ile kabul edilen iman muteber kabul edilmez. İnsanın vicdanının nüvesini de adâlet duygusu oluşturur. Adâlet duygusunu kaybetmiş olan vicdan ya ölüdür veya mühürlenmiştir. Allah-ü Teâlâ, hak ve adâlet üzerinde çok durmaktadır. Öyle ki, Allah, Ahiret'te kesin olarak hiçbir haksızlığa mahal verilmeyecek şekilde adâletle hükmedeceğini söylemektedir (7,8).