Tefrîkada birlik olmak

Osmanlının son döneminde edebiyat denince tahrîkin ideolojik deklarasyonu romanlardı. Tanzîmât'ın ortalarıyla berâber bir roman furyası başladı. Osmanlıda önceleri roman ve hikâye yoktu. Osmanlı estetik tablomuzun en renkli göstergesi dîvân şiiri idi.

Osmanlıda çıkan her yeni şey devlete muhâlefet hâlindeydi. Yeni yetme muhâlifler devletle devamlı bir mücâdele içindeydi.

Eski edebiyâtımızda genelde buğz, şiddet, bedduâ gibi unsurlar yer almazdı.

Romanlar, hikâyeler Ah bu romantik ajitasyonlar! Gazeteler, tiyatrolar Osmanlıda yeni yetme Tanzîmat gençlerinin edgâsü ahlâmları (karmakarışık rüyâlar) Gazeteler, tiyatrolar kesmedi, şiirler yetmedi, komiteler, dernekler, dış ülkeler, sahte isimler Hepsi senin sebeb-i hayâtın olan bu mübârek devleti yıkmak içindi. Kimler, hangi devletler sana neler vadetmediler ki Bir tarafta dünyâ güçleriyle mücâdele eden, saltanat ve Hılâfet'i korumaya çalışan yalnız, yapayalnız sultân; karşısında ise bin başlı bir ejderhâ, şeytânın ortakları, ihânet şebekesi mason, sabetayist ve İslâm düşmanı nice bin tâife. Sen de hem Müslümân'ım de hem de bu trajik komediye ortak ol!

Batı'da ne edebî olaylar yaşandı. Hiçbirisi devletine ihânet etmedi (Bâzı istisnâlar dışında). Ne ünlü gazeteler dünyâya yön verdi ama devletlerine gölge düşürmediler. Onları basın yoluyla diğer devletlere şikâyet etmediler.

Roman ve tiyatroları dünyâyı düşündürdü, ağlattı, güldürdü, devletlerine yüz çevirmediler.

Daily Mirror, New York Times, The Guardian, USA Today, Washington Post, Der Spiegel, Die Welt, The Sun, Efemeridesve daha birçok ünlü gazete Acaba hangisi devletine savaş açtı da başka bir ülkede devleti aleyhine yayın yaptı Hangisi siyâsî rekâbet dışında devletlerine rakîb oldu

İLK GAZETELER

Osmanlıda çıkan ilk gazeteTakvîm-i Vekâyi'dir. İkinci gazeteCerîde-i Havâdis'tir. Bu gazeteler Tanzîmât'ın ilânından sonra çıkarılmıştır. Resmî gazetelerdir.Tercümân-ı Havâdisise önemli bir devlet ve saltanat muhâlifi İbrâhim Şinâsî tarafından çıkarılmıştır.

Sonra yine Şinâsî,Tasvîr-i Efkâr'ı çıkarmıştır. Kendi ifâdesine göre bunlar halkın anlayacağı açık bir dille kaleme alınmış, insan haklarını savunan gazetelerdir. Devlet bunları hiç yasaklamamıştır.

Sonra çıkanMuhbir'in sâhibi ise çok gariptir. Kendisi okuma yazma bilmeyenDiyarbakırlı Filip Efendi'dir. Sonra bu gazeteyi romantik ihtilâlciAli Suâvî Efendi'ye bırakmıştır. Bu gazete "Söylenmesi câiz olan her şeyi söylemeye tâlip olan gazete" diye sahneye çıkmıştır. Muhbir ibtidâiyyeden (ilkokul) medreseye kadar eğitimi esas almak iddiâsıyla çıkmıştır. Gazete, yıkıcı fikirleri savununcaMustafa Fâzıl Paşa'nın da'veti üzerine Paris'e taşınmıştır.

Basîret Gazeteside Osmanlıda çıkan silik gazetelerden biridir.

İbret Gazetesiilk olarakAleksan Sarrafyantarafından 1869 yılındaKevkeb-i Şarkî (Doğu Yıldızı)adıyla çıkıp belki de Şark hareketinin başlangıcını oluşturmuştur. Bu gazete bir ay süreyle kapatılmış, uzun soluklu bir yayın hayâtı da olmamıştır.

Hürriyet1868 yılındaÂgâh Efendi, Nâmık Kemal, Ali Suâvî, Ziyâ Paşa, Nûri, Reşâd ve Rifât Beylerden oluşan bir grup tarafından çıkarıldı."Yeni Osmanlı Cem'iyyeti"yoluylaSultan Abdülazîz'e, Âlî Paşa'ya sert muhâlefette bulundular. Bu gazete de Mustafa Fâzıl Paşa tarafından desteklenmiştir. Ah Mısır hidivleri! Osmanlı beslemesi Mustafa Fâzıl Paşa! Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın torunu! Paris'teki Osmanlıya ihânet fitnesini parayla destekleyen kişi!

Muhbir Gazetesi'nden sonra yurt dışında çıkarılan ikinci gazeteHürriyet'tir. 29 Haziran 1868'de bu def'a da Londra'da fitne hayatına başladı.(Faydalanılan Kaynak:Osmanlı Siyâsî Hayâtında Basının Rolü, 19. yy Örneği. Öğr. Gör. Dr. Oğuz Han Öztay, Van Yüzüncü YY. Üniversitesi)

Şimdi mes'ele şu: Osmanlıda çıkan her yeni şey devlete muhâlefet hâlindeydi. Yeni yetme muhâlifler devletle devamlı bir mücâdele içindeydi. Buyeni yetmeler, Tanzîmatçılar, Genç Osmanlılar, Jön Türkler, İttihâdcılar, el ele halay çekerek bu devleti yıktılar. Halay başında mendil sallayanlar daMasonlar Sabetaistler, Makedon ve Bulgar çeteleriidi. Tek ortak hedefleri Osmanlı Devleti'ni yıkmaktı.

İttihâdcılarbunlardan bir adım ileride idi. Asker dayanışmalı ve daha iyi organize olan bu cem'iyyet bile-isteye bu gruplarla sarmaş dolaş olmuştur. Diğerleri gibi pembe hayalli ihtilâlci değil, iyi yetişmiş militarist bir gruptu. Hem saltanâtın hem Hılâfet'ın veballeri büyük oranda bunların omuzlarındadır.

DİĞERLERİNDE EDEBİYAT BİZDE İHTİLÂL

Bu dönemde edebiyat denince tahrîkin ideolojik deklarasyonu (bildirisi) romanlardı. Tanzîmât'ın ortalarıyla berâber bir roman furyası başladı. Osmanlıda önceleri roman ve hikâye yoktu; huzur ve saâdet vardı. Modernlik ve kalkınma eğer bu argümanlarla sağlanıyorsa, bunlar yokken Osmanlı Devleti dünyânın en büyük en müreffeh devletiydi. Bunlar geldi Osmanlı târ ü mâr oldu.Tekrar söylüyor ve yazıyoruz: Bunların felâket tellâllığını yapmayız. Ne edebiyat ne gazete ne de roman ve hikâye düşmanıyız. Bize ecdâdımızı yanlış tanıtan ve onlara düşman bir nesil yetiştiren bu zihniyete karşıyız.

OSMANLI ESTETİZMİ

Osmanlı estetik (bedîî) tablomuzun en renkli göstergesidîvân şiiriidi. Son derece hoş, lâtîf, terennümlü ve nezâket timsâli idi. Onda rakîbi istihfâf (rakîbi hafife alma) îmâ ile söz sokma, husûmet yok; bunların yerine letâfet, övgü, devlet adamlarına medhiyye ve tabîî ki en başta da Allâhü te'âlâya tahmîd ve sevgili Habîbine salât ü selâm yer alırdı.

Osmanlıda bugünkü anlamda hikâye yoktu. Bunun yerine destânî mesnevîler yer alıyordu.Leylâ vü Mecnûn, Husrev ü Şîrîn, Kerem ile Aslı, Süheyl ü Nevbahârgibi aşkın kirlenmemiş en mükemmel tablolarıydı.

Halkın duygularına hitâp eden dînî hikâyeler de vardı.Hayber Kal'ası Cengi, Kesikbaş Destânı, Yûsuf ü Züleyhâgibi aynen tekrarlanan ve köy odalarında, ocak başlarının vazgeçilmezlerinden olan bu hikâyeleri genelde kıssahanlar okurdu.

Eski edebiyâtımızda genelde buğz, şiddet, bedduâ veyâ iftirâ gibi unsurlar yer almaz, şâirler duygularını en sâfiyâne şekillerde aktarırlardı.

Başkalarını tehzîl, tahkîr veyâ îmâ yoluyla aşağılamak suç ve günah sayıldığı için bu mecrâya dalınmazdı. Aksi durumdaNef'îgibi canlarıyla öderlerdi.

Vakanüvislerin(olay anı târih yazıcıları) yazdıkları harp sergüzeştleri büyük bir zevkle okunur, Efendimize ve şehitlerimiz bol bol rahmetler ve Yâsinler gönderilirdi.

Şehrengizleryazılır, en güzel şehirlerimizin panoraması çizilirdi.

Şehnâmelerde, pâdişahların savaşları anlatılırdı.

Güzellere güzellemeler yazılır, gazel çerçevesine büründürülürdü. Edep dâhilinde kadife yumuşaklığında ay yüzlü güzeller ipekler sarılmış rüyâlarla bizlere hayâl ettirilirdi. Denilebilir ki dünyâda hiçbir güzel, dîvân edebiyâtındaki yüksek iltifâta nâil olmamıştır. Çarşaf, ferâce hattâ peçe altındaki mâverâî güzellik hangi duygularla bu kadar güzel övülebilir. Hayret!

Enderunlu Vâsıf'ın şu beytine ne denebilir: "O gül endâm bir al şâle bürünsün yürüsün Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün..."

Veyâ bir şâirin Hazret-i Resûlullâh için "Aşkınla şereflendi hayâtımla memâtım devletle geçen ömre nihâyetsin Efendi'm." (Hayâtım da ölümüm de senin muhabbetinle şeref kazandı. Devletle geçen ömrümün nihâyeti de sensin Efendi'm)

Yahyâ Kemâl'in dîvân şiiri için yazdığı şu rubâî ne kadar güzeldir. "Eslâf kapıldıkça güzelden güzel Fer vermiş o neş'eyle gazelden gazele Sönmez seher-i haşre kadar şi'r-i kadîm Bir meş'aledir devredilir elden ele." Yâni Divân şiiri kıyâmete kadar bir meşale gibi elden ele devredilir.

Heyhât! Hayfâ! Vâ esefâ! Ama elden ele devredilemedi dîvân şiiri. Osmanlı yüksek kültürü bitti. Kültürsüz, duygusuz, estetizmden uzak bir nesil yetişti. Hayâtı sâde fen ve teknoloji zanneden, kaba bir nesil... İster "x" kuşağı, isterseniz "z" kuşağı deyin.

Harf inkılâbıyla 1000 yıllık edebiyat ve kültürümüzden ve dolayısıyla da 5000 yıllık târihimizden koptuk.

HALK VE DÎVÂN EDEBİYÂTI

İki ayrı mecrâdan akan iki ayrı edebiyat. Biri yüksek ve estetizmin zirvesinde, medrese ve sarayın desteğindekidivân edebiyâtı; diğeri genelde spontane, halkın duygularının dile getirenhalk edebiyâtı. Birine klâsik, diğerine popüler edebiyât diyoruz. Aynı akım bütün dünyâda vardır. Müzikte de klâsik ve folk vardır. Dîvân edebiyâtı tasavvufla süslenen Sünnî ekol şiiri; halk şiiri ise pastoral yâni tabiat güzellikleri veyâ güzelleri öven koşmalar veyâ kahramanlık duygularını anlatan koçaklamalar ya da ağırlıkla Alevi-Bektâşi tekkelerinden terennüm edilen saz eşliğindeki nefeslerdi.