Bir devletin istihbârât servisleri ne kadar kuvvetli ise bünyesi de o kadar kuvvetli olur. Sultan II. Abdülhamîd'in kurduğu ve muhâliflerince çok tenkîd edilen haber alma teşkilatı, jurnalcilikle suçlanıp birçok iftiralara mâruz kaldı. Fakat devletin 33 yıl ayakta kalmasında bu teşkilatın rolü çok büyüktü.
İnsanın derdi neredeyse aklı oradadır. Hâsıl-ı kelâm derdin en büyüğü diğer dertleri unutturur.
Bizler devamlı "Osmanlı takıntılı" ve İttihâdçı karşıtı olduğumuz için tenkitler alıyoruz.
Hâlbuki yıllarca târihimizin şeref âbidesi Osmanlı Devleti'ne devlet kitaplarında denmeyen şey kalmadı. İşin daha garîbi onu yıkan İttihâdçılar el üstünde tutuldu. Biz şimdi bunlara karşı durmayalım mı Biraz da başka konulardan bahsetmemiz isteniyor. Yatakta hastalıkla boğuşan hastaya "Bu, yaz nerede tâtil yapacaksınız" gibi garip bir soru değil mi İttihâd ve Terakkî'yi tanımadan 1908 ve sonrasını bilmeden millî târihimiz hakkında yorum bile yapamazsınız. Bu İttihâdçılık mes'elesi öyle bir konu ki, âkil olanlar bu derdi devamlı dillendirirler. Bu dert millî bünyemizde kronikleşmiştir; o hâlde bu mes'ele hep diri tutulmalı ve bunu bilmeyen yeni nesillere anlatılmalıdır. Zîrâ ölümcül hastalık kişiyi öldürünceye kadar yakasını bırakmaz. Muhakkak bir hâzık hekim buna inâyet-i ilâhiyye ile çâre bula. Şimdi "Bu evham mıdır nedir" diyenlere bir hâdise aktaralım. Bu bir alıntıdır: "İstanbul'da bir lisenin me'zûniyet töreninde öğrenciler okul müdürü konuşurken sırtlarını dönüyorlar. Bununla da kalmayıp velîler de küfürlü protestolarla töreni iptâl ettiriyorlar. (Bir müddet önce de bir ilde Mehter Takımı'na karşı sırt dönen siyâsî bir grupla karşılaştık. Belli ki târihimizle yüzleşmek istemeyenler ona sırtlarını dönüyorlar) Bu okul İttihâdcı Mehmed Nâdir tarafından Nümûne-i Terakkî adıyla 1884'te kurulmuştur. II. Abdülhamîd'e darbe teşebbüsünde, okulun merkezî bir rol üstlendiği ortaya çıkınca kapatılıp devletleştirilmiştir.
Haber alma teşkilatları gayr-i millî olur muGeçtiğimiz yıl yine aynı okulun yatakhanesinin camlarından "İttihâdcılar ölür ittihâdcılık ölmez" pankartının sallandırılması, okulda hâlâ bu kuruluşun etkisi olduğunu gösteriyor. Bu pankartın öğrenci tarafından asılması da çok gariptir. Yakın târihini bile bilemeyen öğrenci, İttihâdcıları ne bilir (Demek ki bu teşkîlâtı hâlâ diri tutan bir akıl hocaları var!)
Bu okul me'zûnlarını "Abitur Diploması" sâyesinde Almanya'da üniversitelere daha çabuk yerleşebiliyorlar(mış.)
Millî Eğitim Bakanı'nın "Abitur Diploması"nın uygulamada öğrencileri yarısını kapsamasına, Alman Büyükelçisi'nin doğrudan okul idâresi ile temas kurduğu söyleniyor. Bu doğruysa bu siyâsî hiyerarşiyi atlamak değil midir
TEVHÎD-İ TEDRÎSÂT'IN KALDIRILMASI OLAYI
Tevhîd-i Tedrîsât kaanûnu ile medreselerin kapatılması, İslâmî geleneksel eğitim sisteminin de engellenmesidir. Bu, yıllarca büyük âlimler yetiştiren bir sistemi yok etmekti. Bu sistemin değişmesi sonunda eğitime müdâhil olmak isteyen Batı, "Müfredâta karışma!" diye bize ültimatom veriyordu. (Alıntı: Murat Öztürk)
TÜRKİYE'DE YABANCI OKULLAR:
Amerikan okulları: Robert Kolej, Üsküdar Amerikan Lisesi, İzmir Amerikan Koleji, Tarsus Amerikan Koleji.
Fransız okulları: Saint Joseph Fransız Lisesi, Saint Benoit Fransız Lisesi, Saint Michel Fransız Lisesi, İzmir Saint Joseph Fransız Lisesi.
Alman Okulu: Alman Lisesi.
Avusturya Okulu: Saint Georg Avusturya Lisesi ve Ticaret okulu
İtalyan Okulları: Galileo Galilei İtalyan Lisesi.
Fransız Devletine bağlı okullar: Bunlar Türk özel liselerinden farklı statüdedir.
Lycee Pierre Loti, Lycee Charles De Gaulle.
Buradaki "Saint" kelimesi rastgele bir ad değildir. Meselâ Saint Joseph- Aziz Yusuf, Saint Benoit- Aziz Benedict, Saint Michel- Aziz Mikâil'dir.
Meselâ Türkiye'de de Hazret-i Ebûbekir Lisesi neden yoktur!
Gerçi bu liselerin bir kısmı Osmanlılar döneminde kurulmuştur. Fakat giderek âdetâ misyoner okulları gibi çalışmaya başlamışlardır.
Notre Dame de Sion bünyesinde târihî bir şapel (kilise) bulunmaktadır. Okulun Katolik kökeni sebebiyle kampüste dînî semboller yer alır.
Saint Benoit, manastır kökenli bir kurumdur. Târihî yapılarda kilise bulunur.
Saint Joseph ve Saint Michel'de de Katolik eğitim gereği kampüslerinde kiliseler bulunur. Bâzı yabancı okulların sınıflarında da haç vardır.
Şimdi düşünelim Fransa lâik bir ülkedir, ama okullarda dînî semboller ve kampüslerinde kilise vardır.
Yine İttihâd'a dönelim: Biz bu konuya kapatalım kapatmasına da bir zümre İttihâd ve Terakkî Fırkası'nın unutulmasına râzı değiller. Bir siyâsî çıkıyor: "Biz İttihâd ve Terakkî'nin devamıyız" diyor. Bir diğeri "Biz 150 yılın rövanşını almaya çalışıyoruz" partimiz İTC'nin devâmıdır" diye konuşuyor.
Osmanlının son zamanlarında bir grup aydın Osmanlıyı ayakta tutmaya çalışırken, bir diğer grup da Batılılaşma uğruna devleti batırmaya çalışıyordu. Genelde ise yaygın istek Meşrûtiyet'ti.
Tanzîmatçı ve Genç Osmanlıcı Namık Kemâl Osmanlılık şuurunu kaybetmeyenlerdendi. Meşrûtiyetçi idi. Sultan Abdülazîz'e ve Sultan Abdülhamîd'e de muhâlifti, ama devletin Osmanlılığının devâmını savunuyordu. Onun "Vatan Şarkısı" şiirinde bunu görebiliriz:
"...Osmanlıyız ziynetimiz kanlı kefendir/// Gavgâda bütün şehâdetle kâm alırız biz /// Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz."
Şinâsî veyâ Fikret'te bu düşünceleri yakalamak mümkün değildir. Abdühamîd düşmanlığı onu Osmanlı düşmanı yapmadı.
İTTİHÂDCILARIN HEDEFİ NEYDİ
Bu fırkanın hedefi meşrûtî krallık falan değildi. Abdülhamîd hakkında da yanıldılar. Sonradan Sultân'ın en büyük muhâliflerinden olan iflâh olmaz Batıcı Midhad Paşa Abdülhamîd'i çözemediğinden onun tahta çıkması için büyük bir gayret sarf etmişti.
Midhad Paşa Abdülazîz'in şehâdetinden sonra Abdülhamîd Hân'ı da istediği gibi idâre edebileceğini zannetti. Ama öyle olmadı. Sultân'ı yumuşak huylu at gibi zannedenler çok yanıldılar. O halîm selîm zâtın içinden vatan için yanan bir volkan olduğunu "Pandoranın Kutusu" açılınca anladılar. Ziyâ Paşa'nın dediği gibi: "Allâh'a sığın şahs-ı halîmin gazabından/// Zîrâ yumuşak huylu atın çiftesi pektir."
İDÂRENİN SELÂMETİ HABER ALMADAN GEÇER
Abdülhamîd Han, dönen dolapları fark ettiği için evvelâ haber alma teşkîlâtını tanzîm etti. Başta Siyonist gruplar, İngilizler, Fransızlar, Almanlar câsus ve istihbârât teşkîlâtları ile Dersaâdet ve Yıldız Sarayı'nı abluka altına almıştı. Tanzîmât'la başlayan İngiliz hayranlığı öyle bir hâle dönüştü ki, Mustafa Reşîd Paşa'ya İngiliz Reşîd deniliyordu. Midhad Paşa zâten beynelmilelciydi. Bayrağımıza "haç" koydurtmak bile istemişti.
Abdülhamîd tahta çıkınca İngiliz Rothschild âilesi de sahneye çıktı. Amschel Mayer Roschild bütün Avrupa'da bankacılık imparatorluğu kuran Yahûdî bir bankacıdır. Abdülhamîd ile olan ilişkileri borçlanma, Filistin'deki toprak alımları ve Siyonist faâliyetler ekseninde gelişti. Filistin'i para ile satın almak isteyen Siyonist-İngiliz-Yahûdî sermâyesi, bu emellerine ulaşamayınca Abdülhamîd'in düşürülmesinden başka çâre bulamadı. Çok zor bir dönemde tahta çıkan Sultan, bu Siyonist sermâyesine karşı direniyor ve 2500 yıldır devâm eden "Arz-ı mev'ûd"a karşı müthiş bir mücâdele veriyordu. Ne yazık ki karşısına içten bir fırka çıktı. Hem de vatansever, milliyetçi ve Türkçü olduklarını iddiâ eden bir hizip... Abdülhamîd bütün bu şer odaklarına haber alma teşkîlâtının jurnalleri ile dayanabileceğini zannetti, ama oyun çok büyüktü. İTC'nin oturduğu zemin çorak ve verimsizdi. Bu topraktan münbit olmasını beklemek bile yersizdi.
İstihbârât kuruluşları devleti korumak içindir; hâlbuki İTC devleti âdeta yıkmak için kurulmuştu. Bu tezimizi abartılı bulanlar çıkabilir, ama bu cem'iyyet, Osmanlıyı yıktı mı yıkmadı mı Ben bu fırkanın iyi niyetli ve vatansever olduklarına hiç inanmadım. Almancı bir hizbin milliyetçi olması mümkün mü Sırtını Batı'ya dayamış, Sultan-Halîfe'nin devrilmesi için bütün fraksiyonlarla, çetelerle iş birliği yapan Mason kuruluşa, milliyetçi vatansever, Müslüman diyenlere şaşarım.
KARMAŞIK İLİŞKİLER
Her devlet başka devletlerle dostluk ve menfaatlere dayalı ilişkiler kurabilir. Fakat 1908'le başlayan mîlâdla Avrupa, Osmanlı idâresine müdâhil olmaya başladı. Gerçi bu müdâhalenin evveli aslen 1839 Tanzîmât Fermânıydı. Bu ikili münâsebet değil, Osmanlıyı hegemonya altına almaktı.
Hareket Ordusu Osmanlıyı yıkmaya kalktığında 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi'nden daha büyük zarar verdi. İpten kazıktan boşanmış hapishâne kaçkınları, Makedon komitacıları, Sandanski hempâları, başlarında Osmanlı paşaları(!) Şu tezâda bakar mısınız! Kim kime karşı savaşıyor.

4