İçimdeki meyve ağacı

Toplumsal sevinçler ve umut, karamsar zamanların antidotudur—ama festivalleri rutine teslim eden yönetimler bu sevinçten ne kadar mahrum bırakıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, son dönemde yaşadığı üç sevinç anından hareketle, ortak sevinçlerin yalnızlaşan insana toplumsal bağlılık hissi verdiğini savunuyor. Bu sevinçleri (bir bebeğin doğumu, Milli Takımın başarısı, İran'ın direnişi) örnek vererek, sistemin olumsuzluklarına rağmen umudu yeşertmenin önemini vurguluyor. Ancak resmi kurumlar ve medya bu ortak sevinçleri festivallere dönüştüremeyince, birliği sağlayan fırsat kaçırılmıyor mu?

Son zamanlarda. Son aylarda. Hatta son yıllarda. Yüzümü içtenlikle güldüren bir şey hatırlamıyorum. Geçtiğimiz haftaya kadar. Geçen hafta yüzüm güldü, hem de üç kere! Üçü de bambaşka, üçü de çok ayrı nedenle.

Hepsini anlatıp, ortak mesajlarını paylaşacağım;

Gülümsediğim ilk şey, fazlasıyla kişisel. Büyük yeğenim baba oldu. Bebek Kopenhag'da dünyaya geldi. Ailemizde, benden sonra doğan ilk kız bebek olması çok başka bir duygu. Bebek fotoğraflarındaki masumiyeti bilirsiniz, yüzünüze kocaman bir gülümseme yerleşiyor. Ne olursa olsun, dünyanın güzelleştiğine inanıyorsunuz.

İkincisi elbette, bu ülkeyi seven herkesin ortak sevinciydi. Her biri dünya klasmanında parlayan futbolcularıyla Milli Takımımız, dünya kupasına katılmayı başardı. Bize, birlikte sevinmeye duyduğumuz ihtiyacı hatırlattı. Ortak sevinç, ortak gelecek, ortak maya ve ortak kader. Ayakta kalmanın başka yolu yok.

1980'lerle hüküm sürmeye başlayan "toplum diye bir şey yok, tek tek insanlar var" anlayışının dünyayı getirdiği noktayı görüyoruz. Toplum diye bir şey var, "biz" diye bir şey var. Ayrı yollardan gitseler de aynı hedefe doğru yürümeyenler kaybolurlar.

Ortak sevinç, yalnızlaşan insana, bir bütüne ait olduğu hissini verir. Üstelik bizim, ortak sevinçler için çok bahanemiz var. Ve fakat, dünya çapında bir festivalimiz yok. Dünyanın en zor savaşını kazanmış, bağımsızlık mücadelesi vermiş milletimin başkentini yöneten belediye başkanları neden 23 Nisan, 19 Mayıs ya da 29 Ekim'i festivale çevirecek bir anlayışı geliştirmez

Neden dini bayramlarımız bir rutine teslim olur da ilişkilerimizi canlandıracak bir iklim ortamına çevrilmez Bayramları tatil fırsatı görmekten vazgeçirecek, günler öncesinden beklenen bir ortaklık alanı oluşturmaya mecburuz.

Yüzümü güldüren üçüncü şey, iki dayatmacı gücün yoğun saldırılarına direnen İran'dan geldi. Dini liderleri Mücteba Hamaney "meyve ağacı dikme" çağrısı yaptı.

Öğrencilerime, birlikte çalıştığım insanlara her zaman şunu söylerim: "İyi işlerin medya ilişkilerine ihtiyacı olmaz, onlar zaten yayılırlar. Kötüye göre daha yavaş yayılırlar ama yayılırlar." Ailesini kaybettiği savaş ortamında Hamaney'in çağrısı, o iyi işti. Olumsuzluklar içerisinde gelecek hayali kuran, umudu tüketmek üzere kurulmuş sistemde, inadına umut yeşerten bir fikir: Meyve ağacı dikmek!

Fidan demiyor, "meyve ağacı" vurgusu yapıyor. Zihnimde bir meyve ağacı beliriyor, kimin belirmez Zihnimdeki ağaçta renkli meyveler vardı. Tuhaf biçimde ağaç, ışıklar içindeydi. Sihirliydi. Masalsıydı.

Karamsar zamanlardan geçerken, ruhumuzun, meyve ağacının verdiği o hisse, 90. dakikada gelen sevince, bir bebeğin gülümsemesinin dünyayı boyadığı renge ihtiyacı var.