İnsanlık tarihini okumak özellikle "genellik"leri, "evrensellik"leri ve "biriciklik"leri tespit bakımından anlam taşımaktadır. Tarihe bakmak aynı zamanda insanlığın bugüne getirdiği birikimleri görebilmek demektir ki, bu birikimler insan(lığ)ın geleceğe doğru projeksiyonunda yol göstericidir. Bu birikimlerin olmadığı durumlarda insanın birçok şeyi tekraren icad etmesi gerekir.
Tarih ve toplumu açıklama sadedinde "süreklilik" ve "kırılma" kavramları çokça kullanılmaktadır. Tarih birbirine benzer biricik olaylardan oluşurken, sosyoloji ise bu olaylardaki benzerlik ve düzenlilikleri gündeme getirir. Sosyolojinin burada önemli işlevi, bu benzerlik ve düzenliliklerden yola çıkarak genel ilkelere ulaşmaya çalışmasıdır. Toplumlarda kırılmalar değişimleri ve onların şiddet ve yoğunluklarını gündeme getirirken, süreklilik ise benzerlikler üzerinde durmaktadır. İbn Haldun "geçmişler geleceğe suyun suya benzemesinden fazla benzer" derken aslında bu sürekliliğe dikkat çekmektedir.
Modern dünyaya geçişle birlikte insanın Tanrı'dan boşalan yere yerleşip merkezileşmesi sonucunda "eşya"nın yeniden tanımlanması gündeme gelmiştir. Dolayısıyla eşyanın tanımları sekülerleşip yeniden içeriklendirilmiştir. Aslında insanın güçlenmesi gereken bu durum (zira insanın Tanrı'nın yerine ikame olması) gelinen noktada zayıflaması ile de sonuçlanmıştır. Modern dünya aklın ve bilimin evrenselliği üzerinden hareket ederken, 20. Yüzyılın ilk yarısından başlayan gelişmeler bu perspektifin ciddi anlamda sorgulanmasını birlikte getirmiştir.
Post/modern durum ise tüm evrenselliklere itiraz ederken, hakikatten başlayarak tüm hayatı parçalamıştır. İşte bu noktada postmodern durumla özdeşleşen "yapısöküm" şeklinde bir kavram gündeme gelmektedir. Yapısöküm, insanlık tarihi içerisinde bugüne kadar gelen yerleşik düşünce kavram, paradigma vb. sorgulayarak bu yerleşikliğini yerinden ederek bozmak ve üzerinde yeniden düşünmeye başlamaktır. Burada özellikle yerleşiklik içerisinde varolan anlam yapı sökümüne uğratılmaktadır.
Esasen bu çerçevede yapısöküm kavramı yeniden sorgulama bağlamında önemlidir. Kavramlar, paradigma ve yerleşik düşünceler üzerine bilinçli bir şekilde yeniden düşünüş, varsa tutarsızlıklarının deşifre edilmesi işlevsel bir durumdur. Fakat post/modern durum istikrarsızlık ve tutarsızlıklardan rahatsız olmadığı gibi tam tersine istikrarsızlıkları bir düzenlilik olarak görmektedir. Dolayısıyla görelilik, hakikatin parçalanması, post/truth, evrenselliğin eleştirisi gibi hususlar insanlardaki sabiteleri berhava etmektedir aynı zamanda.

3