Sekülerleşme aslında tek başına yalıtık olarak konuşulacak bir konu değildir. Hatta sekülerleşme sadece "dünyevileşme" denilerek bitirilecek bir mevzu da değildir. Daha önce de belirtildiği üzere birey modernitenin yeni insan profilini tanımlarken, sekülerleşme de bu yeni insan profilinin nihai ereğinin dünya olduğunu deklare etmektedir.
Bu zeminin oluşmasında Batı düşüncesi ve modernitenin insanı, zamanı, mekanı, varlığı düalist bir şekilde kutsal ve din dışı şeklinde ikiye ayırmasına dikkat çekmeliyiz. Böylece insan, varlık ve zamana dair "din dışı" bir alan tanımlamış olmaktadır. Böylece "din dışı" bir alanın varlığı kadar din dışı bir insan da icad edilmiş oldu. Esasen böyle bir ayrımda ister istemez zaman, mekan kadar insan da ikiye ayrılmış oldu. İnsan böylece iki bağımsız "hakikat"e atıf yapan bir parçalanma da yaşamış olmaktadır.
Modern zamanlara girildiğinde sekülerleşme ile birlikte zikredilmesi gereken niteliklerden bir kısmı böylece ortaya çıkmaktadır. Birincisi, kutsal ve din dışı düalitelerinin oluşumu. İkincisi, insanın Tanrı'nın egemenliğinden azade olarak dünyayı inşa edecek bir referans ve egemen hale gelmektedir. Üçüncüsü, din nihai bir referans çerçevesi olmaktan çıkmaktadır. Mircea Eliade'ın sözünü burada tekrar hatırlamanın zamanıdır: "Din dışı insan modern insanın bir yanılgısıdır."
Bugün klasik sekülerleşme teorisinin terkedilerek eklektik teorinin yükselmesi, her ne kadar dinselliğin de sekülerleşme ile birlikte varolduğunu ifade etse de bu düşünce ya da teorinin de gelecekte değiştirileceği kanaatini taşıyorum. Çünkü seküler kutsalların çoğalması, spritüelliğin yükselişi, "seküler" olarak etiketlenen insanın birçok faaliyet alanının dinsel formatlar kazanması bunun işaretleri olarak okunabilir.
Sekülerleşme söz konusu olduğunda Weber'e de atfen "dünyanın büyüsünün bozulması" şeklindeki ifade gündeme gelmektedir. Dünyanın büyüsünden arındırılması, bir yandan insanın sahip olduğu bilgiler çerçevesinde dünyanın daha açıklanabilir olmasına atıfta bulunurken, diğer yandan daha çok arkaplanında dinin rol oynadığı gizemlerin dağılmasını da ifade etmektedir. Premodern dönemde bu gizemlerin içinden bir dünyaya bakış ve ritüeller söz konusudur.
Özellikle dünyanın varlığı ve devamında doğaüstü varlıklar ile gizemlerin varlığı dile getirilmektedir. Modernlik artık bu gizem ve spekülasyonların kaldırıldığı bir durumu anlatmaktadır. Sekülerleşme de bu geçişi sağlayan bir mekanizma olarak okunmaktadır. Fakat burada paradoks bir durumdan bahsedilmesi gerekmektedir. Kimi anlayışlara göre, türbelere giden, ağaçlara çaput bağlayan ve bu anlamda dünyaya dair daha gizemli anlayışları muhafaza eden insanlar "dindar" olarak görülmekte; bunun karşısında dünyaya dair bilimsel açıklamalar getirmeye çalışan insanlar ise sekülerleşmiş olarak düşünülmektedir.

14