Türkiye toplumu gündelik ortaya çıkan vakalar üzerinden kısır tartışmalar yaparken, her ideolojik ya da dinsel çerçeve kendi sattığı ürünün en iyi olduğu yolundaki iddialarını devam ettirmektedir. Fakat bu ürünleri biraz yoklayınca bize bir sadr-ı şifa olamayacağı görülmekte; fakat kısır tartışmalara devam edilmektedir. Günün sonunda herkes skor yaptığını zannederek dinlenmeye çekilmektedir. Fakat ülke buradan ne elde etti, ya da hangi sorunları çözdünüz diye sorulduğunda verilecek pozitif bir cevap görünmemektedir.
Öncelikle toplumda yapısal sorunların devam ettiğini belirtmek gerekir. Bu yapısal sorunlar işleyen kültürle öyle berkitilmiş ki, kişilerin değişimi sorunların çözümü açısından hiçbir önem taşımamaktadır. Çünkü kültür yapısal sorunları derinleştirerek ve ona yaşam hakkı vererek hayatiyetini insanlarda korumaya devam etmektedir. Bu sebeple toplumun yapay sorunlarla ilgilenmekten vazgeçerek, yapısal olana gözlerini döndürmesi gerekmektedir. Böyle bir ortamda "cambaza bak" oyunu deşifre olmasına rağmen hala satın alınmaktadır.
Bir kesim/yaşam tarzı/düşünce diğerine suçlamalar yönelttiğinde diğer kesim/yaşam tarzı/düşünce "ama siz de geçmişte şunu yaptınız" şeklinde bir cevap üretmektedir. Böyle bir konuşmada otomatik olarak tüm farklı kesimler birbirini suçlu ilan etmekte; fakat o sorunun çözümü yine ortada kalmaktadır. Hatta sosyal medya araçlarıyla yapılan afilli laf yarışları sonucunda bir kesim diğeri üzerinde galibiyetini ilan etmektedir. Günler geceler yıllar boyu böylece deveran edip durmaktadır.
Eleştiri ve yüzleşme önemli bir safhadır. Fakat eleştiriyi bir inşa takip etmelidir. Bugün açıkçası Türkiye'nin ve İslam dünyasının ihtiyacı olan şey inşa etmektir. Fakat inşa süreci düşünsel alt yapısıyla çok uzun bir mesaiyi gerektirdiğinden polemik farklı çevrelerde daha kolaycı bulunarak tercih edilmektedir. Böyle olunca meselelerimizi daha köklü düşünmeye fırsat kalmamaktadır.
Söz gelimi; eğitim konusundaki sorunlar dile getirildiğinde, bir kesim tamamen batılı bir eğitimi savunmakta, diğerleri ise "medrese" sistemine güzellemeler yapmaktadır. Halbuki bugünün ihtiyaçlarından ve sorunlarından yola çıkılarak eğitim meselesi ele alınmalıdır. Bunu yaparken modern eğitim kurumlarından da medrese mantığından da faydalanılacak şeyler olabilir. Fakat geçmişin aynıyla tekrar edilemeyeceği bilinmelidir. İçinde yaşadığımız çağda modern devlet eğitimi tamamen kendi paradigmasına uygun bir vatandaş yetiştirmek üzere içeriklendirmiştir. Bu paradigma büyük oranda tüketici yetiştiren kapitalizmdir. Dolayısıyla bu paradigmal sorun üzerine durmadan ve ciddi olarak ele almadan yeni bir inşa yapılamaz. İnşa için asıl yapılması gereken baştan itibaren sorular sormak ve tanımlar yapmaktır.