İslam düşüncesine dair krizleri analiz etmeden önce belki cevaplandırılması gereken bir dizi soruyu gündeme getirmek lazımdır. Öncelikle İslam düşüncesi gerçekten krizde midir Bunun tezahürlerini nerede okumak lazımdır İslam düşüncesi, üzerinde krizi konuşulacak derecede önemli midir İslam düşüncesinin krizleri nelerdir
Kriz kavramının tanımına baktığımızda birkaç içeriğin kavramı çerçevelediğini ve belirlediğini görmekteyiz. Bunlardan ilki, kriz sonucunda bir şey normal işlevlerini yerine getirmekten uzaklaşır. İkincisi ise, buna bağlı olarak kendisine ait bütünde patolojik tezahürler göstermektedir. Üçüncüsü de, bu bozukluğa uygun şekilde müdahale edilerek düzeltilmelidir.
Kavramın içeriğine bakıldığında, İslam düşüncesinin krizde olduğunu rahatlıkla söylemek mümkündür. Öncelikle düşünce kelimesinin başına sıfat olarak gelen ve böylece İslam düşüncesi şeklinde oluşan kavramsallaştırmaya dikkat kesilmeliyiz. Zira İslam düşüncesi dünyaya bir öneri sunacak kadar bugün bir düşünsel perspektif ve öneri geliştirmemiştir. Bir başka deyişle, müslümanlar kendi sorunlarını halletmek üzere islam düşüncesine aittir diyebileceğimiz çağdaş bir öneriden henüz yoksundurlar.
Burada iki şeyi birbirinden ayırmak gerektiğine işaret etmeliyiz. "İslam"ın her çağa hitap edebilecek söylem ve kurtuluş anlayışı potansiyeline muhtevi olmasıyla, bugün bunu müslümanların çağdaş dünyaya somut olarak sunabilmeleri arasındaki farka dikkat çekilmelidir. Bazı müslümanlar İslam'ın isminin söylendiği andan itibaren otomatik kurtarıcı olduğunu düşünmektedirler. Halbuki İslam'ın sahip olduğu potansiyellerin bu çağın bilgi birikimi, dili ile yeniden inşa edilmesi gerekmektedir. Yoksa Marksistlere sorarsanız onlar da Marksizmin bir kurtuluşu ifade ettiğini tereddütsüz söyleyeceklerdir. Aynı şeyi liberaller de tekrar edeceklerdir.
İslam düşüncesinin bu anlamda işlevlerini yerine getirmediğini söylemek mümkündür. Meseleyi daha da somut hale getirmek gerekirse, müslümanların içinde yaşadıkları dünyada nasıl patolojik sonuçlarla karşı karşıya olduklarına bakabiliriz. Bir kere müslümanların yoğunluklu olarak yaşadıkları Ortadoğu coğrafyası çatışma, kaos ve yönetim krizleri ile malüldür. Elbette bu durum çok uzun süredir devam eden sömürge koşulları ile birebir ilintilidir. Fakat müslümanların bu travmaları giderecek zihinlerinde ürettikleri bir öneri bulunmamaktadır. Hatta bu travmayı daha da derinleştiren bir yönelim izlemektedirler.

15