Yapay Zekâ ve Sorgulama Topluluğu Çerçevesinin Geleceği

Yapay zekâ teknolojilerinin öğrenmeyi ve öğrenenleri nasıl etkilediği üzerine tartışmalar devam ediyor. Özellikle yapay zekâ teknolojilerindeki dramatik gelişme ivmesi bu tartışmaların sürekli güncellenmesini zorunlu hale getiriyor. Bu tartışmalarda en dikkat çekici husus, üretken yapay zekâ uygulamalarının cevap sağlayan bir araç olarak konumunu pekiştirdikçe öğrenmede öğrencinin failliğinin giderek zayıflaması, bu zayıflamayla birlikte eğitim ve öğretimin anlamının dönüşüme uğramasıdır.

Ortaya çıkan sorunları bir önceki yazımızda eğitim süreçleri ve ortamları ile ilgili önemli bir anlama ve tasarlama çerçevesi sağlayan Teknolojik Pedagojik Alan Bilgisi (TPACK: Technological Pedagogical Content Knowledge) çerçevesine dayalı olarak ele aldık. Bu yazıda ise aynı sorunları çevrim içi ve harmanlanmış öğrenme deneyimlerini anlama ve tasarlamada önemli bir model olarak ortaya çıkan Sorgulama Topluluğu (Community of Inquiry-CoI) çerçevesine dayalı olarak değerlendireceğiz. Aras Bozkurt, D. Randy Garrison and Stefan Stenbom ile yaptığı söyleşide yapay zeka ile söz konusu çerçevenin bu bağlamda karşılaştığı meydan okumaları değerlendiriyor (Stenbom, S., Garrison, D. R., & Bozkurt, A. (2026). Augmenting Inquiry, Preserving the Core: Stenbom and Garrison on AI's Role and Human-Centered Learning Within the Community of Inquiry (CoI) Framework. Open Praxis, 18(1), 181–191).

Makalede ayrıntılı olarak vurgulandığı gibi Sorgulama Topluluğu çerçevesi işbirliğine dayalı düşünme ve öğrenme süreçlerinin dinamiğini anlamada önemli bir dayanak sağlamakta olup teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin insan öznesinin eleştirel düşünmesini ve işbirliği içerisinde anlam üretmesini eğitimin temel amacı olarak korumaya çalışmaktadır. Çerçeve, bu süreçte 3 temel varlığın etkili olduğunu önermektedir: öğretimsel varlık (teaching presence), sosyal varlık (social presence) ve bilişsel varlık (cognitive presence). Yapay zekâ araçları destekleyici olarak kullanıldığında her üç varlık alanına da katkı sunabilmektedir. Ancak bu katkının bu çerçeveyi bozmadan gerçekleşebilmesi için yapay zekâ araçlarının cevap sağlayan bir araçtan ziyade diyalog ortağı olarak işlev görmesi zorunludur.

Dolayısıyla, bu araçlar eğitim ortamlarında ve öğrenme süreçlerinde epistemik hâkim bir otorite olmamalı ve tek yönlü endoktrinasyonuna izin verilmemelidir. Böylece öğrencinin epistemik bir otorite olarak konumlanmaya oldukça yatkın olan bu araçların tek yönlü pasif alıcıları olmaları önlenebilecektir. Öğrenciler bu araçların sunduklarını değerlendirebilme, eleştirebilme ve geliştirebilme becerileri geliştikçe Sorgulama Topluluğu çerçevesi dönüşmeden, ancak varlık alanları yapay zekâ araçlarıyla gelişmiş bir şekilde korunabilecektir. Aksi takdirde, öğrenciler bu araçların tek yönlü pasif alıcıları olacaklar ve bilginin etkin inşacıları olmaktan, yani öğrenmenin öznesi/faili olmaktan uzaklaşacaklardır. Bu uzaklaşma öğrenciyi nihayetinde diyalog ortağı olmaktan uzaklaştırarak yalıtılmışlığını artıracaktır. Zaten kaçınılması gereken asıl tehlike de budur.

Öyleyse, bu çerçevede de vurgulanan sürecin insan failinin korunması ve diğer araçların diyaloğa açık olmaları nasıl teminat altına alınabilecektir Bu noktada yazarlar, bu araçların eğitim ortamlarını ve öğrenme süreçlerini hızlandırdığına dikkat çekerek yukarda değinilen tehlikeden sakınmak için öğretmenlerin öncelikle sorgulama süreçlerini yavaşlatmalarını tavsiye etmekte, böylece düşünmeye, tartışmaya ve anlam üretimine daha fazla alan açmalarını önermektedir. Dolayısıyla, bu çerçevenin zaman faktörü ayarlanarak yapay zekâ araçları diyaloğa ortak olarak sokulmaya çalışılmaktadır. Bir başka deyişle, yazarların vurguladıkları gibi bu ilişkinin merkezinde verimlilik yerine anlamlı öğrenme yer almaktadır. Bu nedenle de gerekirse anlamlı öğrenme lehine süreç yavaşlatılabilmektedir.