Telefon Bağımlılığından Yapay Zekâ Bağımlılığına

Tüm dünyada üretken yapay zekânın rutin kullanımının bilişsel süreçlere etkilerini belirlemeye yönelik çalışmaların giderek arttığı görülmektedir. Bu araçların bir taraftan insanın bir eylemdeki failliğini olumsuz etkilerken diğer taraftan karar alma, problemlerle yüzleşme ve çözüm üretebilme, sabretme, eleştirel düşünme ve hafıza gibi en temel insani özelliklerde de kayıplara yol açtıkları artık daha somut bulgularla görünür olmaya başlamıştır. Bu araçların genellikle dijital yerliler olarak adlandırılan gençler arasında daha yaygın kullanımı, doğal olarak gençleri bu etkilere karşı daha korunmasız kılmaktadır.

Dolayısıyla, çoğu ülkede artık üretken yapay zekânın eğitim sisteminde yaygın kullanımının yol açtığı sorunlara karşı ölçme ve değerlendirme sistemi başta olmak üzere ciddi yeni yaklaşımlar geliştirilmeye başlanmıştır. Ülkemizde bu bağlamda ciddi bir farkındalık düzeyinin oluştuğundan henüz bahsedebilmek mümkün değildir. Dahası, üretken yapay zekâ araçlarının öğrencilerin bilişsel süreçlerine etkileri ile araştırma sayısı da son derece yetersizdir. Bu kapsamda daha çok saha araştırmalarına ihtiyaç olup bulgular kamuoyunda sürekli tartışılabilmeli ve oluşan yapay zekâ ekosisteminin maliyetlerine yönelik farkındalık artırılmalıdır.

Bu kapsamda yeni bir çalışma, ülkemizde üretken yapay zekâ araçlarının tıp öğrencilerinin bilişsel süreçleriyle ilişkisini, doğrudan bilişsel performans ölçümleri üzerinden değil; yapay zekâya bağımlılık ve nomofobi düzeyleri üzerinden incelemiştir (Güneş Korkmaz ve Çetin Toraman, Untold stories of digital transformation in medical education: AI overdependence and nomophobia among medical students, BMC Medical Education, 2026). Çalışmada Türkiye'de farklı devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenim gören 958 tıp öğrencisinden elde edilen veriler kullanılmıştır. Araştırmaya sınıf düzeyi, cinsiyet, akademik başarı, üniversite türü ve yapay zekâ kullanım amaçları gibi demografik ve bağlamsal değişkenler de analize dâhil edilmiştir. Öğrencilerin üretken yapay zekâ aracı olarak daha çok ChatGPT kullandıkları ve bu aracı da ağırlıklı olarak ders çalışmada, proje hazırlamada, araştırma yapmada ve günlük yaşamlarını kolaylaştırmada kullandıkları görülmektedir. Günlük yaşamı kolaylaştırma seçeneği, artık bu araçların eğitimi aşan diğer günlük yaşam alanlarında da yaygın bir şekilde kullanıldığını göstermektedir.

Çalışmanın bulguları, üretken yapay zekâ araçlarının öğrencilerin bilişsel süreçleri üzerinde ikili bir etki alanı oluşturduğunu göstermektedir. Tıp öğrencileri genel olarak aşırı düzeyde bir yapay zekâ bağımlılığı sergilememekle birlikte, yapay zekâ olmadan akademik görevlerinde geri kalma endişesi taşıdıklarını ve karar verme süreçlerinde yapay zekâdan özellikle doğrulama aradıklarını ifade etmişlerdir. Bu durum, daha önce bu kapsamda yapılan çalışmalarda gösterildiği gibi bilişsel süreçler açısından kritik bir duruma işaret etmektedir. Zira karar verme, klinik muhakeme ve eleştirel düşünme gibi becerilerin giderek dışsal dijital sistemlere devredilme riski öğrencilerin bilişsel becerilerini zayıflatmaktadır. Bulgular, yapay zekânın bazı öğrenciler için bilişsel güvence sağlayan bir dayanak hâline gelebildiğine işaret etmektedir.

Çalışmanın en önemli özelliği nomofobi düzeyi ile yapay zekâ bağımlılığı arasındaki ilişkiye odaklanmış olmasıdır. Bireylerin cep telefonlarını kullanamadıklarında bilgiye erişememe, kolaylıktan vazgeçme ve bağlantıyı kaybetme ile ilişkili kaygı ve korkularını ifade eden nomofobi düzeyi ile yapay zekâ araçlarına bağımlılık arasındaki ilişki aslında dolaylı olarak dijital yerlilerin yapay zekâ araçlarına bağımlılık yatkınlıkları hakkında da önemli şeyler söyleyebilecektir. Bu bağlamda araştırma sonuçları nomofobi düzeyi ile yapay zekâya bağımlılık arasında anlamlı bir pozitif ilişkiye işaret etmektedir. Nomofobi düzeyi yüksek öğrencilerde yapay zekâ araçlarına bağımlılık daha yüksek seviyede gerçekleşmektedir. Bir başka deyişle, bilgiye erişememe, bağlantıyı kaybetme ve dijital kolaylıklardan mahrum kalma kaygısı arttıkça, öğrencilerin yapay zekâya daha fazla yöneldiği görülmektedir. Bu bulgu, bilişsel süreçlerin giderek içsel akıl yürütmeden ziyade sürekli erişilebilir dijital destekler üzerinden düzenlendiğini düşündürmektedir. Özellikle akıllı telefonlar aracılığıyla her an ulaşılabilen üretken yapay zekâ araçları, belirsizlikle baş etme, hızlı cevap alma ve bilişsel rahatlama sağlama işlevi üstlenerek öğrencilerin bilişsel özerkliğini zayıflatırken bağımlılıklarını artırmaktadır.