İslam düşünce tarihinde 'gizli ilimler' olarak adlandırılan alanlar, çoğu zaman modern bakışın etkisiyle ya marjinalleştirilmiş ya da irrasyonel kategoriler olarak dışlanmıştır. Oysa son dönem çalışmaları, bu alanların ne toplumun kenarında ne de yalnızca dar mistik çevrelerin içinde kaldığını, aksine geniş bir entelektüel, toplumsal ve hatta siyasal bağlam içinde sürekli yeniden üretildiğini ve dolaşıma girdiğini göstermektedir. Örneğin, hurûf ilmi, astroloji, cifr ya da rüya tabiri gibi alanlar yalnızca bireysel inanç pratikleri değil, aynı zamanda bilgi üretimi, yorumlama ve karar alma süreçleriyle temas eden unsurlar olarak varlık göstermiştir. Osmanlı bağlamını ele alan araştırmalar, bu ilimlerin tasavvufî çevreler, ulema ve bürokrasi ağları arasında karmaşık ve gerilimli bir ilişkiler yaşamasına rağmen ve oldukça farklı mekanizmalarla kontrol edilmesine rağmen kendi mecrasında ilerlediğini göstermektedir.
Yukarda da değindiğimiz gibi gizli ilimlerle ilgili ciddi bir dar kapsamda tutma hassasiyeti dikkat çekmektedir. İlgili eserlerin anlaşılması oldukça zordur çünkü çoğu bilgi ya şifrelenmiş ya da özellikle eksik bırakılmıştır. Bu eksikliğin dar okuma gruplarında usta-çırak ilişkisi kapsamında usta tarafından şifahi olarak giderilmesi tercih edilmiştir. Dolayısıyla bilginin tamamının metin merkezli aktarılmasına izin verilmemiştir. İkincisi ise, bilginin âlimin farklı eserlerine kasıtlı olarak dağıtılarak koruma altına alınması yaklaşımıdır. Gardiner'in işaret ettiği gibi örneğin el-Bûnî'nin yazım tarzının temel özelliği, bilgiyi tek bir eserde toplamak yerine farklı eserlerine dağıtmasıdır (Noah Gardiner, Esotericist Reading Communities and the Early Circulation of the Sufi Occultist Aḥmad al-Būnī's Works, Arabica, 64, 405-441, 2017). Gardiner İbn ʿArabî'nin de bu yöntemi kullandığını, özellikle hacimli el-Fütûḥâtü'l-Mekkiyye adlı eserinde hassas konulara dair tartışmaları metin boyunca dağıttığını ifade etmektedir. Bilginin dağıtılması stratejisi, okuyucunun metinler arasında dolaşmasını ve parçaları konuya vakıf bir anlatıcı desteğiyle birleştirerek anlamı kurmasını zorunlu kılmaktadır. Özellikle metin yazarının dar kapsamlı ders halkası, yazılı metin ile sözlü aktarım arasında bilinçli bir ayrım yapıldığına, dolayısıyla ezoterik bilginin kontrollü dolaşımına son derece hassasiyet gösterildiğine işaret etmektedir.
Gizli bilimler tarihte dönem dönem zayıf olsa da farklı mahfillerde sürekli bir akışa sahip olmaya devam etmiştir. Bu sadece Müslüman coğrafya ile sınırlı da değildir, Hristiyan ve özellikle Yahudi toplulukları da kapsamaktadır. Ayrıca, toplumsal ve siyasal kriz dönemlerinde, yani belirsizlik dönemlerinde bu akışın güçlendiği görülmektedir. Örneğin Gardiner yukarda değinilen makalesinde Halbertal'ın bir yorumuna atıf yapmakta, buna göre geleneksel dinî yorum biçimlerinin belirli dönemlerde insanların yaşadığı sorunları açıklamakta yetersiz kaldığı ve bir sınırlılık oluşturduğu ve dolayısıyla söz konusu dönemlerde kutsal metinlerin gizli anlamlarına yönelmenin arttığına işaret etmektedir (sh.439, 2017). Bir başka deyişle, kriz dönemlerinde zahiri anlamın yeterli olmadığı hissi güçlenmekte ve insanlar anlam arayışı için kutsal metinlerin arkasında daha derin bir hakikat arayışına girmektedir. Ezoterizm tam da bu noktada devreye girerek metinleri sadece ne söylediği üzerinden değil, harfleri, sayıları, sembolleri, kozmolojik karşılıkları üzerinden yeniden okumaya açmaktadır. Bu da özellikle belirsizlik dönemlerinde çok çekici gelmektedir.
Diğer taraftan, Gardiner farklı bir bakış daha sunmakta ve el-Bûnî'nin okur çevresinin büyük ölçüde Mısır'a sonradan gelmiş ve yerleşik patronaj ağlarının dışında kalan kişilerden oluştuğuna, dolayısıyla klasik ulema hiyerarşisinde yükselmekte zorlandıklarına değinerek gizli ilimlerle ilgili bu birikimin onlara alternatif bir itibar alanı açtığına yönelik daha pragmatist yaklaşımla durumu açıklamaktadır. Dolayısıyla, dinamikleri zamana ve dönemlere göre farklı olabilen bu gergin akış Marinos Sariyannis'in dikkat çektiği gibi toplumsal dinamiklerden doğrudan etkilenmektedir (Marinos Sariyannis. Ottoman Occultism and its Social Contexts: Preliminary Remarks. Aca'ib: Occasional papers on the Ottoman perceptions of the supernatural 3., DOI: https://doi.org/10.26225/txbk-hk21, 35-66, 2022). Sariyannis, gizli ilimlere yönelik tutumların yalnızca entelektüel tercihlerle değil, aynı zamanda toplumsal yapı ve güç ilişkileriyle yakından bağlantılı olduğuna işaret etmektedir. Ona göre, Kadızadeliler ve Nakşibendî çevreler gibi daha disiplinli, normatif ve bürokratik elitlerle ilişkili yapılar, gizli ilimlere karşı daha mesafeli ve zaman zaman sert bir tutum geliştirirken lonca sistemine bağlı esnaf ve zanaatkârlar ile yeniçeriler gibi daha geniş toplumsal kesimler içinde yaygın olan Halvetîlik, Bayramî-Melâmîlik ve Mevlevîlik gibi tasavvufî kanallar, hermetik ve okült unsurları daha esnek biçimde içeren ve yeniden üreten bir damar oluşturmuştur.
Dolayısıyla, Sariyannis'in bu ayrımı, gizli ilimlerin tarihinin yalnızca kabul ya da ret ekseninde değil, farklı toplumsal katmanlar arasındaki gerilimler ve etkileşimler üzerinden de okunabileceğine işaret etmektedir. Aynı dönemde bir yanda bu ilimlere karşı mesafe koyan, onları sınırlandırmaya çalışan bir elit söylem varken, diğer yanda bu bilgiyi gündelik hayatın, ritüellerin ve meslekî ağların içine yerleştiren daha yaygın bir pratik alan söz konusu olabilmektedir. Bu durum, gizli ilimlerin ne tamamen bastırıldığını ne de yaygın bir hâkimiyet alanı oluşturduğunu, aksine sürekli müzakere edilmeye muhtaç bir bilgi alanı olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu genel çerçeve içinde Abdurrahman Bistâmî'nin çalışmaları özel bir anlam kazanmaktadır. Çünkü, Bistâmî, gizli ilimlerin İslam dünyasındaki gelişiminde yalnızca bir temsilci değil, aynı zamanda bir dönüştürücü önemli bir figür olarak ortaya çıkmaktadır. Noah Gardiner'in çalışması, onu özellikle bu dönüşümün merkezine yerleştirmektedir (Noah Gardiner, The Occultist Encyclopedism of ʿAbd al-Raḥman al-Bistamī, DOI: 10.6082/M14Q7S48, 1-38, 2017). Gardiner'e göre Bistâmî'nin Shams al-afaq adlı eseri, dağınık ve sınırlı çevrelerde dolaşan hurûf ilmi gibi alanları sistematik hale getirerek ve anlaşılırlığını sağlayarak daha geniş bir entelektüel çevreye açan çok önemli bir girişimdir. Dolayısıyla, bu eser, yalnızca bir içerik derlemesi değil, aynı zamanda bu alandaki bilginin yeniden düzenlenmesi ve yeniden sunulması anlamına gelmektedir. Bistâmî'nin faaliyet gösterdiği entelektüel ortam da bu dönüşümü destekler niteliktedir. Memlûk şehirlerinin, özellikle Kahire ve Şam gibi merkezlerin, okült ilimlerin yoğun biçimde çalışıldığı alanlar olduğu ve bu alanların dönemin entelektüel hayatının önemli bir parçasını oluşturduğu görülmektedir. Bu bağlamda Bistâmî'nin seyahatlari ve güzergahlarına bakıldığında Anadolu ile Suriye-Mısır hattı arasında dolaşılan geniş bir entelektüel ağ sayesinde onun çalışmaları, bu ağ içinde üretilen bilgiyi sistematik hale getirerek daha geniş bir dolaşıma sokmuştur.
Bistâmî'nin özellikle el-Bûnî, İbnü'l-Arabî ve el-Kumî gibi isimlerden yoğun biçimde beslenmesi, onun doğrudan bir hurûfî ya da marjinal bir okültistten ziyade, köklü bir hermetik ve tasavvufî entelektüel hattın devamı olduğunu göstermektedir. Bu isimlerin her biri, gizli ilimler alanında farklı ama birbirini tamamlayan damarları temsil etmektedir. El-Bûnî, özellikle harflerin metafiziği, esmâ ve sayısal ilişkiler üzerinden kurulan tılsım ve cifr geleneğinin en sistematik temsilcilerinden biridir. İbnü'l-Arabî ise bu tabloya daha derin bir ontolojik ve kozmolojik zemin kazandırmıştır. Harflerin, sayının ve varlığın ilişkisini yalnızca teknik bir ilişki olarak değil, varlık anlayışı içinde temellendiren bir çerçeve sunmuştur. Bu bağlamda harfler yalnızca işaretler değil, varlığın tezahür biçimleridir.
Bistâmî'nin bu düşünceden etkilenmesi, onun çalışmalarının metafizik bir derinliğe sahip olduğunu göstermektedir. El-Kumî ise daha çok Şiî-İmâmî gelenek içinde gelişen cifr, eskatoloji ve gizli bilgi anlayışını temsil etmektedir. Bu hat, özellikle tarihsel zamanın anlamlandırılması, geleceğe dair işaretlerin okunması ve siyasal-toplumsal olayların sembolik çözümlemesi açısından önemlidir. Bu üçlü etki birlikte düşünüldüğünde, Bistâmî'nin yaptığı şey daha net ortaya çıkmaktadır. O, farklı geleneklerden gelen bu unsurları bir araya getirerek yeni bir sentez üretmeyi denemiştir.

13