Köyden Geleceğe

Covid-19 sonrası ortaya çıkan toplumsal ve ekonomik dönüşümler, ülkemizde köy yaşamına olan ilgiyi yeniden canlandırdı. Pandemi döneminde gıda tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, şehirlerin aşırı kalabalık ve kırılgan yapıları ile birleşince köyler, güvenli bir yaşam ve sürdürülebilir üretim için cazip bir alan olarak yeniden öne çıktı. Köy merkezli tarım, hayvancılık ve gıda üretimi artık enerji kadar kritik bir stratejik alan haline geldi. Bu nedenle köyleri cazip kılacak, köye dönüşü kalıcı hale getirecek ve köyü yeniden toplumsal üretimin ve yaşamın merkezine yerleştirecek bütüncül politikalara ihtiyaç var.

Bu süreci hızlandıran bir diğer unsur ise, orta sınıfların son dönemde yaşadığı ekonomik daralma ve sosyal konum kaybıdır. Orta sınıfların son yıllarda yaşadığı mevzi kaybı, özellikle kentlerde yüksek yaşam maliyetleri, güvencesizleşen istihdam ve reel gelirlerin erimesiyle belirginleşti. Bu süreç, orta sınıfın sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel gücünü de zayıflattı. Köylerin yeniden üretim ve yaşam merkezi haline gelmesi çok-boyutlu doğru politikalarla desteklendiğinde bu bölgeler orta sınıfların yeniden güçlenme alanlarından birisi olabilir. Çünkü köy merkezli kalkınma sadece kırsalda yaşayanları değil, kentlerde tutunamayan ya da ekonomik olarak sıkışan kesimleri de kendine çekme potansiyeline sahiptir.

Ülkemiz kırsalında son dönemde dikkat çeken dinamiklerden biri de köyde tarım ve hayvancılıkla uğraşan birçok ailenin yakın şehir merkezlerinde genellikle düşük ücretli işlere girerek şehirde yaşamayı tercih etmesidir. Bu kesim, köydeki toprağını ve hayvancılığını tamamen bırakmamakta, üretime devam etmektedir. Ancak bu ikili yaşam biçimi, köyde sürekli, verimli ve kapsamlı bir üretimin önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır. Tarımsal üretim süreklilik gerektirirken, işgücünün şehirdeki güvencesiz işlere dağılması köy ekonomisinin gerçek potansiyeline ulaşmasını engellemektedir. Bu yapının kırılması için köy yaşamını yalnızca ek gelir veya mevsimlik faaliyet alanı olmaktan çıkartıp tam zamanlı ve sürdürülebilir cazip bir geçim modeli haline getirmek gerekmektedir. Bunun için köyde tarım ve hayvancılığın getirisinin şehirdeki düşük ücretli işlerden daha güvenli ve kârlı hale getirilmesi ve bunun mümkün olduğunun gösterilmesi şarttır.

Köylülerin sıkça dile getirdiği "ürün para etmiyor, masrafı bile karşılamıyor" şikâyeti, bu tabloyu gelinen noktada daha da ağırlaştırmaktadır. Yüksek girdi maliyetleri, aracılara bağımlı pazarlama zincirleri ve küçük ölçekli üretim yapısının yarattığı kırılganlık, üreticinin emeğinin karşılığını alamamasına yol açmaktadır. Buna karşılık, son dönemde varlıklı kesimlerin gıda ve hayvancılığı kârlı bir yatırım alanı olarak görmesi dikkat çekmektedir. Özellikle İstanbul çevresinde büyük çiftlikler, organik tarım girişimleri ve markalı et-süt üretim tesisleriyle bu alana yönelim artmıştır. Büyük sermaye, teknoloji, lojistik ve markalaşma gücü sayesinde aynı üründen küçük üreticinin elde edemediği kârı sağlayabilmektedir.

Türkiye'de bu tabloya ek olarak, özellikle güneyde ve Antalya civarında seracılık ve topraksız tarım alanında yapılan yatırımlar dikkat çekmektedir. Modern sera teknolojileri sayesinde yılın büyük bölümünde üretim yapılabilmekte, iklim koşullarına bağımlılık azaltılmaktadır. Bunun ötesinde, geleneksel tarımsal üretimin dışında kalan yüksek katma değerli ürünler yetiştirilmekte ve büyük ölçüde ihraç edilmektedir. Bu ürünler, hem Türkiye'nin ihracat potansiyelini artırmakta hem de kırsalda yeni bir üretim ve gelir modeli oluşturmaktadır. Ancak bu fırsatların küçük üreticilere de yayılabilmesi için bilgi transferi, finansal destek ve pazarlama altyapısının güçlendirilmesi gerekmektedir.

Bu süreçte su kaynakları konusu belirleyici öneme sahiptir. İklim değişikliğiyle birlikte Türkiye'nin birçok bölgesinde yağış rejimi bozulmakta, kuraklık ve su kıtlığı ciddi riskler doğurmaktadır. Tarımsal üretimin en yoğun olduğu havzalarda yeraltı suları aşırı kullanımla hızla tükenmektedir. Seracılık ve topraksız tarım yatırımları suyun daha verimli kullanımını sağlayabilse de, büyük ölçekli üretimde suyun adil ve sürdürülebilir yönetimi zorunludur. Bu nedenle su tasarrufunu önceleyen modern sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, yağmur suyu hasadı uygulamalarının desteklenmesi, suyun üretimde stratejik bir kaynak olarak ele alınması şarttır.

İklim değişikliğinin bir diğer yansıması ise artan orman yangınlarıdır. Türkiye son yıllarda özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerinde sık sık büyük orman yangınlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Ormanların yok olması yalnızca ekosistemi tahrip etmekle kalmamakta, aynı zamanda tarım alanlarını, kırsal ekonomiyi ve köy yaşamını da tehdit etmektedir. Köyler, ormanların korunmasında ve yeniden yeşertilmesinde kritik aktörlerdir. Bu nedenle köylülerin yangın erken uyarı sistemlerine entegre edilmesi, yangınla mücadele ekiplerinde aktif görev almaları ve kırsal kalkınma politikalarının orman korumayla bütünleştirilmesi önem taşımaktadır.

Köy merkezli kalkınma süreci kentlerde daralan orta sınıf iş olanaklarına da alternatif sunacaktır. Dijital altyapının köylere taşınmasıyla uzaktan çalışma, kırsalda da orta sınıf mesleklerin yapılabilmesini mümkün kılabilir. Bu da orta sınıfın yalnızca tarım ve hayvancılıkla değil, aynı zamanda bilgi ve hizmet sektörleriyle de köyde varlık gösterebilmesini sağlayabilir. Dolayısıyla, bu kadar büyük potansiyeli olan köy merkezli kalkınmayı yalnızca Tarım ve Orman Bakanlığı'mızın sorumluluğu olarak görmek haksızlık olacaktır. Çünkü mesele yalnızca üretim değil; aynı zamanda eğitim, sağlık, kültür, çevre, enerji, ulaştırma ve sosyal politikalarla doğrudan bağlantılıdır. Türkiye'de köy merkezli kalkınmanın başarılı olması için farklı bakanlıkların eşgüdüm içinde, aynı hedefe yönelen politikalar geliştirmesi gerekmektedir.

Örneğin, bu sorunların çözümünde eğitim kritik rol oynamaktadır. Bakanlığımız döneminde başlattığımız köy yaşam merkezleri bu noktada stratejik bir öneme sahiptir. Boş kalan köy okullarının yeniden işlevlendirilmesiyle kurulan bu merkezler, yalnızca çocukların eğitimi için değil, yetişkinlere yönelik tarımsal eğitim, mesleki gelişim ve kültürel etkinlikler için de kullanılmaktadır. Köy yaşam merkezleri ayrıca köylerde düğün ve taziyeler için de bir buluşma merkezi işlevi görmektedir. Bakanlığımız döneminde 3 bin 500 köy okulunu yeniden ihya ederek köy yaşam merkezlerine dönüştürmüştük. Gelinen noktada tüm köy okulları bu minvalde yeniden işlev görebilir hale getirilmelidir. Bu kadar işlevsel köy yaşam merkezlerinde tarımsal teknolojiler, sürdürülebilir üretim yöntemleri, su tasarrufu ve çevre bilinci, kooperatifçilik gibi alanlarda verilen eğitimler köylülerin üretime daha bilinçli katılımını sağlayacaktır. Böylelikle köyler, yalnızca üretim alanı değil, aynı zamanda öğrenmenin, sosyalleşmenin ve kültürel paylaşımın da merkezleri haline gelecektir. Özetle köy yaşam merkezleri, ikili yaşamın yarattığı dağınıklığı kırarak köyü sürekli üretim ve toplumsal gelişimin merkezi haline getirme potansiyeline sahiptir.