Cumhuriyetimizin son 24 yılı, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye'nin kalkınma anlayışını yeniden tanımladığı tarihî bir dönemi temsil etmektedir. Eğitimden sağlığa, savunma sanayiinden enerjiye kadar pek çok alanda gerçekleştirilen dönüşüm, ulaştırma ve lojistik yatırımlarıyla güçlü bir zemine kavuşmuştur. Çünkü kalkınma yalnızca üretmekle değil, üretileni hızlı, güvenli ve düşük maliyetle pazarlara ulaştırabilmekle mümkündür. Bu anlayışla son 24 yılda hayata geçirilen ulaştırma yatırımları, yalnızca yolların, köprülerin ve demiryollarının inşası olarak değerlendirilmemelidir. Söz konusu yatırımlar; Türkiye'nin ekonomik dinamizmini artıran, bölgeler arasındaki gelişmişlik farklarını azaltan, toplumsal hareketliliği güçlendiren ve ülkemizi küresel üretim ağlarının daha güçlü bir parçası hâline getiren stratejik adımlar olmuştur. Şehirlerarasındaki mesafelerin kısalması, üretim merkezlerinin limanlara ve uluslararası pazarlara daha hızlı ulaşabilmesi, yüksek hızlı trenlerden bölünmüş yollara uzanan ulaştırma altyapısı sayesinde mümkün olmuştur. Türkiye Yüzyılı vizyonunun temelini oluşturan güçlü ulaştırma ekosistemi de bu dönemde inşa edilmiştir.
Bugün Türkiye, kendi ulaşım ihtiyacını karşılayan bir ülke olmanın ötesinde; Asya, Avrupa ve Orta Doğu arasında şekillenen yeni ticaret düzeninin önemli aktörlerinden biri konumuna ulaşmıştır. Son yıllarda küresel ticarette yaşanan jeopolitik kırılmalar, salgın sonrası yeniden şekillenen tedarik zincirleri ve uluslararası deniz taşımacılığında ortaya çıkan belirsizlikler, güvenli ve alternatif ulaştırma koridorlarının önemini daha da artırmıştır. Üretimin coğrafyası değişirken ticaret yolları da yeniden şekillenmektedir. Böyle bir dönemde ülkelerin rekabet gücü, yalnızca üretim kapasiteleriyle değil, küresel ticaret ağları içerisindeki konumlarıyla da belirlenmektedir. Türkiye ise sahip olduğu jeostratejik avantajı, son 24 yılda ulaştırma alanında gerçekleştirdiği yatırımlarla ekonomik değere dönüştürmeyi başarmıştır. Kalkınma Yolu Projesi de bu uzun soluklu dönüşümün uluslararası ölçekteki en önemli adımlarından birini oluşturmaktadır.
Küresel ticaretin yeniden şekillendiği, tedarik zincirlerinin çeşitlendiği ve güvenli ulaştırma koridorlarının her zamankinden daha fazla önem kazandığı bir dönemde Kalkınma Yolu Projesi, Türkiye'nin uluslararası ticarette üstleneceği yeni rolün en somut göstergelerinden biridir. Ulaştırma alanında oluşturulan güçlü altyapı ve kurumsal birikim üzerine inşa edilen proje, ülkemizi Asya ile Avrupa arasında stratejik bir bağlantı noktası olmanın ötesine taşıyarak üretim, ticaret ve lojistik açısından yeni fırsatlar sunmaktadır. Kalkınma Yolu Projesi, ilk bakışta Irak üzerinden Avrupa'ya uzanan yeni bir ulaştırma koridoru gibi görünse de gerçekte bundan çok daha büyük bir vizyonu temsil etmektedir. Hindistan, Güney Asya ve Basra Körfezi ülkelerinden Büyük Fav Limanı'na ulaşan yüklerin Irak üzerinden Türkiye'ye, buradan da Avrupa'ya taşınmasını sağlayacak bu çok modlu koridor, küresel ticarette yeni bir bağlantı ekseni oluşturacaktır.
Koridor, Irak'ın güneyindeki Fav Limanı'ndan başlayarak Basra, Nasiriye, Necef, Samarra, Musul ve Ovaköy Sınır Kapısı güzergâhını takip ederek Türkiye'ye ulaşacaktır. Türkiye ayağında ise Ovaköy'den başlayıp Şanlıurfa, Gaziantep, Adana, Mersin, Karaman, Konya, Afyonkarahisar, Eskişehir, Gebze, İstanbul ve Edirne üzerinden Avrupa'nın demiryolu ve karayolu ağlarına bağlanacaktır. Böylece Avrupa ulaştırma sistemiyle güçlü bir entegrasyon sağlanırken Güney Koridor ile Orta Koridor arasında da yeni ve kesintisiz bir güzergah kurulacaktır.
Demiryolu ve otoyol altyapısının yanı sıra enerji nakil hatları, petrol ve doğal gaz boru hatları ile telekomünikasyon altyapısının da bu koridora entegre edilmesinin planlanması, projenin ulaştırmanın ötesinde enerji ve dijital bağlantıları da kapsayan bütüncül bir kalkınma anlayışı üzerine inşa edildiğini göstermektedir. Bu planlanma, Kalkınma Yolu'na çok modlu bir koridor niteliği kazandırmaktadır. Kalkınma Yolu, klasik bir ulaştırma projesinden çok, yeni nesil ekonomik entegrasyon modelidir.
Türkiye açısından değerlendirildiğinde projenin en önemli kazanımlarından biri, mevcut ulaştırma altyapısını küresel ticaret ağlarıyla daha güçlü bütünleştirecek olmasıdır. Türkiye ayağında yaklaşık 2 bin 100 kilometrelik demiryolu ve bin 900 kilometrelik otoyol koridoru sayesinde doğu-batı eksenindeki ulaştırma bütünlüğü daha da güçlenecek; mevcut demiryolu ağı yeni hatlar, elektrifikasyon, sinyalizasyon ve yüksek hızlı tren yatırımlarıyla desteklenecektir. Irak sınırından Gaziantep'e kadar uzanan kesimin yatırım programına alınmış olması ise projenin planlama aşamasını geride bırakarak uygulama sürecine geçtiğini göstermektedir. Böylece Türkiye, kendi ulaştırma kapasitesini geliştirirken Avrupa ile Basra Körfezi arasındaki en güvenilir ve en hızlı lojistik köprülerden biri hâline gelecektir.
Kalkınma Yolu Projesi'nin sağlayacağı katkılar ulaştırma sektörünün çok ötesine uzanmaktadır. On yıllık projeksiyonda, Türkiye ekonomisine yaklaşık 55 milyar dolarlık katkı sağlaması ve her yıl ortalama 70 bin kişilik istihdam oluşturması öngörülen proje, koridor boyunca yeni üretim merkezlerinin, lojistik üslerin ve sanayi yatırımlarının gelişmesine önemli katkılar sağlayacaktır.

12